Günün Hikâyesi / Altın Baklavalı Tepsi | Ayşe Delioğulları
Kıssadan Hisse
Günün birinde orta yaşlarındaki bir avcı, avlanma esnasında çok susamış ve yorulmuş.
Gide gide bir köye uğrar. Rastgele bir kapıyı çalar. Karşısına çıkan evin beyine, avlanma esnasında çok susadığını söyleyip, su rica eder. Ev sahibi hoş geldiniz hemen getireyim siz biraz soluklanın diyerek kapı eşikliğinde oturabileceği bir yer gösterir. Kapı eşikliğinden içeriye su almak için geçer. Baya gecikir. Avcı, altı üstü bir su getirecek ne kadar gecikti diye aklından geçirirken, ev sahibi elinde büyük bir bakır tas ile gelir. Buyurun afiyet olsun der.
Tası alan avcı, su yerine ayranı görünce çok şaşırır fakat kana kana içer. Sonrasında neden su değil de ayran diye sorar. Ev sahibi şöyle cevap verir: Avlanma esnasında belli ki yorulup terlemişsiniz vücudunuz ısınmıştır. Direk su getirseydim korkarım ciğerlerinizi üşütüp zatürre olur, Allah korusun benim yüzümden ölürdünüz.
Avcı’nın çok fakir olduğu evlerinden ve kılık kıyafetinden bellidir.
Avcı, ev sahibine ne iş yaptığını sorar.
“Ben kalaycı çırağıyım, falan iş yerinde falan ustanın yanında çıraklık yaparım.”
Kalaycı sorar, “ey avcı sen ne iş yaparsın?”
Avcı, “pek iş yapmam. Genelde böyle avlanırım” der.
Gerçekte Padişah olan avcı, fakir köylünün bu iyi niyetinden çok etkilenir. Bu güzel ve içten davranışı karşılığında duyarsız kalmaz Sarayına geçtiğinde talimat verir.
“Bir tepsi baklava hazırlansın. Her diliminin içine bir altın konulsun. Falan kişi bulunulsun. İkramda bulunulsun. O kişi aranıp bulunur. Bir hayırseverden çocuklara baklava hediye edildi. Buyurun evinize götürüp çocuklarınızla hep birlikte yersiniz afiyet olsun” denilir.
Bir tepsi baklavayı alan kalaycı çırağı şaşkınlığını attıktan sonra; içinden “çocuklar evde aç, baklava neyimize” der.
Yol üzerinde bir tatlıcıya uğrar.
“Bir tepsi tatlım var satacağım alır mısınız” der.
Tatlıcı, “tabi ancak inceleyip tadına bakmadan olmaz” der.
Kalaycı, “olur” der. Tepsiyi uzatır. Baklavacı tepsiyi alıp içeri geçer. İncelediğinde her diliminin altın da bir altın olduğunu görür.
Kapıdaki kalaycıya fiyatını sorar. “Kalaycı, ne verirsen beyim çocuklarım evde aç” der.
Baklavacı normal bir tepsi baklava fiyatının biraz üstünde bir fiyat verir. Derhal satın alır. Parayı alan kalaycı çırağı hemen evinin erzakını (ekmek, zeytin, makarna, bulgur vs.). mutfak ihtiyaçlarını alır. Akşam evine eli kolu dolu olarak gider.
Eşi çok şaşırır. “Hayırdır bey! Gömümü buldun” der. Kalaycı, “hiç sorma hanım, bu gün böyle bir olay oldu.”
Eşine ayrıntısıyla anlatır. Çok sevinen eşi, gönderene, getirene dualar eder. O akşam evde bayram olur. Çünkü günlerden bu yana ilk kez karınları tam doymuştur.
On – on beş gün sonra Padişah o aileyi kontrol ettirir. Mali durumlarında hiçbir değişiklik olmadığı bilgisi gelir. Bir tepsi altınlı baklava daha göndertir. Sonrasında kontrol ettirir. Gene değişiklik olmadığı bilgisi gelince onu saraya çağırttır. Bir tepsi altınlı baklava daha göndertir. Üç kez tekrardan sonra kalaycıyı takip ettirir. Tepsiyi baklavacıya sattığını duyunca, “onu saraya getirin” der. Saraya gelen kalaycıya Padişah, avını ve ayran olayını anlatır. Teşekkür eder. Yaverlerine emreder.
“Sarayın hazinesine götürüp eline bir kürek verin. Bir defada kürekle ne kadar altın alırsa kendisinin olsun” der.
Hazineye giden ve o kadar altını gören Kalaycı ışıl ışıl altınlar karşısında heyecandan küreği ters tutarak daldırır. Dolayısıyla bir tane dahi altın alamaz.
Bu durum Padişah’a bildirilir. Padişah, üç hak verir. Üçünde de heyecandan küreği ters tutar ve bir tane bile altın küreğine gelmez.
Bu sonucunda bildirildiği Padişah; “Vermemişse Mabut, neylesin Mahmut!” der.
……