Doğanın Cemi | Bahadır Özerdem/Vicdan Özerdem
Bugün bir şey yaptım. Kaç yıldır yürüdüğüm orman yoluna ters istikametten girdim.
Tersleneceğim tuttu.
Aynı istikametin aynı mesafesini bozmak istedim.
Alışkanlığa diklendim.
Yanıt versin vermesin, her sabah ısrarla “Guten Morgen” dediklerime bugün sustum.
Her gören, kendiliğinden “Guten Morgen” demeye başladı.
Israr hepsine iyi gelmiş.
Köşedeki çam, ilk defa tersten geldiğimi gördü. Kendimi kandırmışım.
Çam böyle de mis gibi kokuyormuş.
Başka başka patikalara, insansız cangıllara daldım. Erikler, elmalar, cevizler, fındıklar, böğürtlenler… Binbir renkte ballarını akıta akıta serpiliyordu.
Doğanın cemi, insansız daha bir coşa geliyormuş.
Alemden aleme bir nefeste gidip bir nefeste gelenlerin; börtü böcek, kurt ve kuş olduğuna tanıklık ettim.
Bir donda maviye kanat vurup, başka donlarda Kibele’ye konanların Kalenderiliğini hissettim. Hurafeyi değil, Hurufî’yi düşündüm.
Görünen Nesimî oldu.
“Mesafe”yi uzatmanın, Lokman Hekim ilacı gibi dermanlığını yaşadım. Alışkanlığına alışanlara terslenmek, rakamsal kayıp gibi görünür.
Oysa, yük ağırlığından kurtulan omuzbaşına bir nefes yakınlıkta başka bir âlemin doyumsuzluğu vardır.
Ormana terslenip “mesafeyi” uzatmak, sanıldığı gibi senin “ters” biri olduğunu göstermez.
Tersine dönenlerin, koca evrende kapladığı noktanın küçüklüğüne işaret eder.
Tersine dönmekle terslenmek başka başka şeylerdir benim güzel kardeşim.