Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay 27 °C
Az Bulutlu

Günün Kitabı | GÜN | Ayşe Kaygusuz Şimşek

Günün Kitabı | GÜN | Ayşe Kaygusuz Şimşek

Kitap değerlendirme yazarı: Hüsnüye Yıldız

Her insan yaşadığı dönemin, tarihin sosyal, kültürel, siyasi, fiziki, ekonomik yaşananların tanığıdır. Ancak bunu herkes de yaşarken fark etmez, edemez. Bugünü yarına taşımak, ileriki kuşaklara aktarmak, tarihe not düşmek farkındalıklı insanların işidir. Ayşe Kaygusuz Şimşek’de bunu kendine görev bilmiş. 2019 ile 2025 yılları arasını GÜN başlıklı günce türünde yazdığı kitapla anlatmaya çalışmış.

Edebiyatın bir türü olan hem günce hem de günlük dediğimiz yazın alanı kurgudan uzak, tüm gerçekliğiyle yaşamı yansıtan bir aynadır. Bu ayna yazarın an’larını ve duygularını anlattığı gibi gördüğü, gözlemlediği olaylar, insanlar, yaşananlar hakkındaki düşüncelerini de anlatıyor. Bu nedenledir ki, yazarın kişisel tarihine ışık tuttuğu gibi yaşadığı döneme de ışık tutuyor.

Yazılanlar doğrudan yazarın ağzından çıktığı için, yazar dünya görüşüyle de kendini ele vermiş.

 

“Gün” üç bölümden oluşuyor.

Birinci bölüm, 2019-2020 ve 2020-2021 öğretim yılları arasında ve 2021-2022 yılının ikinci dönem derslerine de saat aralığıyla katılabildiği Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Halk Bilimi Bölümü Araştırma Yöntemleri Dersi/ derslerine misafir öğrenci olarak katıldığı derslerin güncesi ile başlıyor.

İkinci bölüm, 2021 Şubat ayı sonu içten içe başlayan ve Mart ayı başlarında tamamen açığa çıkan Covit-19/kovit döneminde eve hapis olduğumuz günlerden ve çevirim içi olarak yayımlanan Toter Winkel gazete köşe yazılarından oluşuyor. Toter Winkel olarak 2018’de çıkmaya başlayan ve daha sonra isim değişikliğiyle Gazete Öneri olarak devam eden, üç ayrı dilde yayın yapan, yazarlarının Alman, Fransız, Avusturyalı ve Türk olduğu, içeriğinin edebiyat, sanat ve güncelden oluştuğu, Avusturya Viyana çıkışlı bir gazete, olduğunu kitabın önsözünden anlıyoruz…

Üçüncü bölüm ise 29 Temmuz 2024 ile başlayıp 30 Temmuz 2025 ile biten bir yıllık köy / Tanyeli köyü (Tokat Artova) güncesi.

Birinci bölüm, akademik bir yazım şeklinde giriş, dersler,

ilişkiler ve sonuç başlıklarıyla başlıyor; Kırılganlık, İzdüşüm, Saat, Zaman, Şiir, Anne, Ruth Behar ve Otoetnografi, Uyku, Veda, Ölüm, Yas ve Epifani gibi birçok konuyu ders olarak nasıl işlediklerini, konunun öğrenciler üzerindeki etkisi ve neler düşündürdüklerini tıpkı alan çalışması yapan bir öğrenci gözüyle  anlatıyor. Ayşe Kaygusuz Şimşek’in bu çalışmasına, o dönem AÜ DTCF Halk Bilmi Bölüm Başkanı olan ve araştırma yöntemleri derslerine de giren Prof. Dr. Serpil Aygün Cenğiz şöyle anlatıyor.

“Aradan yıllar geçti. 2026’da telefonda sesi. Üç bölümden oluşan bir günce yazmış, ilk 60 sayfasında bu dersleri anlattığı.

Şaşırdım.

Okudum. Şaşırdım.

Dersin ne olduğunu değil, nasıl yaşa(n)dığını yazmış.

İkisi aynı şey değil.

Kitap çıkınca derse davet ettim. Kitabını bu dönemki dersimin tüm öğrencileri için tek tek imzaladı. Arkadaşı Ali Aral fotoğraflarımızı çekti. Kitabında anlattığı o diyaloğun kendisini yaşadık (-yeniden yaşadım).

Bir derse kayıtlı olmayan biri o dersi yazarsa, ortaya ne çıkar?

Günce mi, etnografi mi, otoetnografi mi?

Velázquez’in Las Meninas (Nedimeler) tablosunu düşünün. Resmin içinde gördüğümüz ressam, resmin içinde olan önündeki tuvale bakarken biz de resme bakıyoruz. Arka duvardaki aynada belli belirsiz iki figür var; resme bakmakta olan, bize bakan. Durduğumuz yer onlara mı ait yoksa? Bu resmi yapabilmek için ressam da tam bizim durduğumuz yerde durmuş olmalı oysa.

Kim izliyor?

Kim izleniyor?

Kim resmediyor?

Ayşe Hanım’ın kitabı akademinin Las Meninas’ı gibi.

Etnografik bakışın yönünü sessizce altüst eden bir metin.”

İkinci bölüm, 2019 Mart ayında iyice açığa çıkan ve evlere hapis olduğumuz (Covit-19) korona günlerini anlatıyor. Bütün dünyayı  etkisi altına alan ve binlerce kişinin ölümüne neden olan salgın günlerinin evde nasıl geçtiğini, insan ilişkilerini, devletin-iktidarın tutumunu, özellikle Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlığının çalışmalarını, televizyon aracılığıyla yaptıkları basın açıklamalarını anlattığı ve yer yer eleştirel olarak da yaklaşarak yazmış. Hatta sosyal medyada insanların yaptığı ironik paylaşımlara da yer vermiş.

Bu bölümü gün be gün olarak (çamaşır, bulaşık yıkadım, yemek yaptım, ev süpürdüm gibi) değil de haftalık olarak ya da önemli gördüğü, bilinmesi gerekenleri toplu olarak yazmış yazar.

Bölüm, “Korona Günleri 1”, “Korona Günleri 2” gibi başlıklar ile uzayıp giderken, altını “Yoldayım”, “Evdeyim”, “Saçlarımı Kazıttım”, “Görüyor,dinliyorum”, “Halk konuşuyor”, Ölümler çoğalıyor”, “Dışarıdayım”, “Ev ve müzik”, “Sokağa çıkma yasağı”, “Haberler”, “Okuyorum, izliyorum”, “Unutmadım, unutmadık” ve “Son söz” gibi daha birçok alt başlıklardan oluşuyor.

Üçüncü bölüm köy yıllığında ise doğal yaşamın içinde yazarın üretimi, ahırdaki ve doğadaki hayvanlarla olan ilişkisi, edebiyat ve edebiyat çevresiyle, edebiyat dergileriyle olan ilişkisi, toplumsal olarak yaşananlar, iktidar ve ekonomik baskıların köyde yaşayan bir bireye kadar olan baskısı gibi daha birçok konuda fikir sahibi olacağınız bir paylaşım var kitap da. Bu bölümde yazarın çok özel bir yolculuğuna, Moskova güncesine, büyük şairimiz Nazım Hikmet Ran’ın kabri başında onu kendi şiiriyle selamlamasına, Kızıl Meydan da yürüyüşüne ve sosyalizmin kurucu önderi Lenin’in mozalesini selamlamasına da tanıklık ediyoruz.

Aynı zamanda yazar Kaygusuz’un Ankara gibi bir büyükşehirden gidip de köye nasıl uyum sağladığını da gözlemleyebiliriz yine bu bölümde. Örneğin:

“… Dayanamayıp pencereden sesleniyorum.

“Kız Belguzar, ne yapıyon öyle, saçlarına bit mi düştü?”

“Yok kız, ne biti? Kına yaktım da kurumuş dökülüyo, onu temizliyom. Yıkanacak da…” diye yanıtlıyor. Ben gülüyorum

kendime, merakıma, konuşma dilime. Hiç aklıma gelmeyen bir

şey, oysa kaynanam düzenli olarak kına kordu başına. Zamanını

geçirdiğinde dişlerim, damaklarım sızlıyor derdi.” (s.193)

Ayrıca ara ara bir öyküye giriş yapar gibi tadımlık kısa öykülere de rastlıyoruz “Gün” içinde.

“Kamilim ölmüş! Her sabah ‘önce köpekler’ diye onların ekmeğini ya da yalını verir ondan sonra ahıra girerdim.”

“Kara ineğin doğumu yakın. Onu doğuma hazırluyorum.” olduğu gibi, “Telin Ucu”, “Ulus Para Pavyon” gibi de daha birkaç öykü yazdığını da zaman, tarih olarak öğrenmiş oluyoruz. Aynı zamanda yazar bir şair olursa elbette okur da şiirin izlerini bulacak kitapta. Örneğin:

“… Ne garip / Parmak uçlarıma oturmuş mor/ Yarım yamalak çaldığım/ Akşam güneşi…”

“… Ağzımı dayadığım kurna/ Hadi/ Söndür tenimin dağlarını/ Kutsadım seni/ Yeşilırmak boylarında”.

Ayrıca yazar kitabın önsözünde, günce ya da günlük dediğimiz tür hakkında kısa bir bilgi de vermiş okuruna. Günce yazmanın edebiyatın diğer türlerine göre cesaret gerektirdiğini düşünürsek, Ayşe Kaygusuz Şimşek bu cesareti göstermiş, öz yaşamını, yaşadıklarını kalemine sansör koymadan diyebileceğimiz haliyle paylaşmış okuruyla.

Buna rağmen, yine de günlük yaşamın tekrarına düşmeden, günlük yaşamdan sıyrılarak yazmış günlerini. Bunu kendi sözleriyle anlatırsak; “Tekrara düşmemek için her sabah aynı saatte kalktığımı, ahıra gidip ineklerin samanını, yemini verip altlarını süpürüp kuruladığımı, memelerini yıkayıp kurulayıp sağıma hazırladığımı, köpeklerin yalını, tavukların, horozların yemini verdiğimi yazmadım. Yayık yayıp yağ yaptığımı, süt pişirip yoğurt yaptığımı, peynir, çökelik yaptığımı yazmadım. İneklerin doğumunda nasıl gerildiğimi, heyecanlandığımı, mutluluğumu, muhteşem bir mucizenin içinde olduğumu yazmadım.

Kendimi bu doğanın bir parçası olarak gördüğümü, dağa, taşa, toprağa, suya, börtü böceğe dokunduğumu yazmadım. Bazı zamanlar dağa yalnız başıma yürüyüşe çıktığımı, bir kucak kuru çalı ile eve döndüğümü ve o an ki düşüncelerimi yazmadım.” (s.4)

Üç bölümün üçünden de ayrı ayrı faydalanabileceğimiz GÜN, kaynak bir kitap olarak yerini almış durumda diye düşünüyorum.

Sözlerimi yine yazarın son noktayı koyduğu yerden tamamlamak isterim.

“Gerek okul/ders güncem olsun, gerek covit-19 günleri olsun, gerekse de köy güncem olsun hiçbir şey tam değil. Ne yazdıysam mutlaka eksiktir. Yaşam çok daha fazlası…”

 

Kitabın künyesi

Kitabın Adı: GÜN

Yazar: Ayşe Kaygusuz Şimşek

Yayın: Ekin Sanat Yayınları

Yıl: Mayıs 2016, 196 sayfa

Hüsnüye Yıldız Kimdir?

Hüsniye Yıldız, çağdaş Türk edebiyatında özellikle şiir türünde eser veren bir yazardır.

:Eserleri: En çok bilinen ve dikkat çeken eseri “Sen Bana İyi Geldin” adlı şiir kitabıdır.Yayın Evi: Söz konusu eser Kuytu Yayınları aracılığıyla 2021 yılında okuyucuyla buluşmuştur. Yaklaşık 120 sayfadan oluşan bu kitap, yerli şiir kategorisinde yer almaktadır.

 

 

Ayşe Kaygusuz Şimşek
Ayşe Kaygusuz Şimşek Kimdir? Tokat’ın Zile ilçesinin Çayır Köyü’nde doğdum. Babam, Turhal Şeker Fabrikası’nda işe başlayınca ailem ile Turhal’a yerleştim. İlkokulu ve ortaokulu burada okudum. 1980 Askeri Darbesi olunca okul hayatım bitti. 1981’de görücü usulüyle evlenip, Artova’nın Tanyeli Köyü’ne gelin gittim. Yolu, suyu, elektriği olmayan bir köydü. On üç yıl orada yaşadım, çiftçilik ve besicilik yaptım aile ile birlikte. Evlendiğim ilk yıldan itibaren günlük tutmaya orada başladım. Evliliğimden iki oğlum bir kızım oldu. 1995’in Ağustos ayında, eşinim işi dolayısıyla Turhal’a yerleştik. 1999’da, Tokat’ta Açık Öğretim Lisesi’ne kaydoldum. Ben henüz liseyi bitiremeden, Aralık 2002 içinde eşim hayata gözlerini kapattı. Uzun yol şoförüydü, kalp krizi geçirdi… O dönemde evli olan oğlum Turhal’da kaldı, diğer iki çocuğumla 2003’ün Şubat ayında Ankara’ya taşındım. Üç ay kadar halamızın yanında kaldık. Hem liseye devam ettim, hem de hayatımı kazanmaya çalıştım. Önceleri, Hüseyin Gazi’nin tarlalarından, bahçelerinden zerzavat toplayıp pazarlarda sattım. Unlu mamuller üretip satarak hayatımı kazandım. Bazlama, gözleme yapardı halam, ben de ona yardım ediyordum. Üç ay sonra kiraya çıktım. Kendim bazlama, gözleme, yufka, erişte, tarhana yapmaya başladım. Altı yıl sürdü bu işim. Lise eğitimimi 2003’te tamamladım. Üniversite de okumak istiyordum, ama bu hemen olamadı. Birgün gazetesinden Ali Rıza Cihan Abim gazetelerin üniversiteye hazırlık sorularını biriktiriyor, ben de üç günde bi gidip alıyordum onları. O soruları çözerek hazırlandım sınava. 2006’da, Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstüri İlişkiler Bölümü’ne başladım. İkinci sınıftan sonra beş yıl ara verdim. 2015’te tekrar geri döndüm ve 2018 güz dönemi mezunları arasında yer aldım. Şimdi yüksek lisansa başvuru yaptım ve ikinci üniversite için ön kayıt yaptırdım. Dört torunum var ve yaşantımı Ankara’da devam ettirmekteyim.
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.