Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay 23 °C
Parçalı Bulutlu

Günün Kitapları | Değerlendirme: Gazeteci Özkan Saçkan

Günün Kitapları | Değerlendirme: Gazeteci Özkan Saçkan

Kitapçıların raflarında yer alan 6 kitabı sizler için yorumladım.

6 MAYIS TARİHLİ GÜNÜN KİTAPLARI

//BALIKÇI VE OĞLU: Şiirsel dili ve güçlü imgeleriyle öne çıkan Balıkçı ve Oğlu, aile bağları, aşk, kadın dayanışması, ekoloji, göç ve doğa üzerine çağdaş bir anlatı sunuyor.

//İSTANBUL LİMONATASI: Yazar, incelikli hikâyelerine bir yenisini daha ekliyor ve bir tohumun çıtırtısını duyar gibi kendisini, içini duymaya başlayan Dario’nun öyküsünü anlatıyor bu kez.

//ZAMANIN ÇARKI DÖNDÜĞÜNDE: Yazar, geçmişe bakarak geleceği inşa etmeye çabalamanın edebiyatçasını, şaircesini, yazarcasını ilk defa bu kitabında konuşuyor.

//DÖNÜŞ: Yazar, dışarıda toplum baskısını, içeride cezaevi koşullarını, şiddetin toplum içinde sıradanlaştırılarak sistemi nasıl acımasızca yeniden ürettiğini anlatıyor.

//AYTAŞI: Sürükleyici eserde, Hindistan’da bir tapınaktan çalınan Aytaşı’nın ikinci defa çalınması konu ediliyor.

//YALNIZ BİR ANNE: Serinin bu son halkasında, fedakârlığın sınırlarını, sert bir coğrafyada yeşeren şefkati ve tek başına bir topluluğu ayakta tutan Ingrid’in hikâyesi anlatılıyor.

İşte o kitaplar;

//Hem bir ailenin hem de bir ülkenin yakın tarihine ışık tutuluyor

ZÜLFÜ Livaneli’den BALIKÇI VE OĞLU. Deniz ekmek kapısı, deniz hayat, deniz sevgili, deniz zalim, deniz suskun, deniz sevecen, deniz öfkeli. Bazen acından öldürür balıkçıyı, bazen de verdikçe verir. Tek çocuğunu kaybetmiş, yaşamaya dair içinde hiçbir istek duymayan balıkçı Mustafa’nın hayatı, denizde bulduğu bir bebekle derinden sarsılır: Minik bir şişme botun üzerinde ona doğru sürüklenen Samir. Başlangıçta bu bebeği denizin kendilerine bir armağanı olarak gören Mustafa ve eşi Mesude, çok geçmeden o akşam Ege’nin ıssız sularında neler olduğunu öğrenir ama bu hakikat karşısında sessiz kalmak, Samir Bebek’i kendi çocukları olarak kabul etmek isterler. Tam da burada çatallanan roman çok geçmeden aile olmaya, sevdiklerini yitirmeye, ahlaki değerlerle kişisel hesaplaşmalara dair derinlikli bir yüzleşmeyi beraberinde getirir. Yazar kitabında Mustafa, Mesude ve Samir Bebek üçgeninden hareketle hem bir ailenin hem de bir ülkenin yakın tarihine ışık tutuyor. Şiirsel dili ve güçlü imgeleriyle öne çıkan Balıkçı ve Oğlu, aile bağları, aşk, kadın dayanışması, ekoloji, göç ve doğa üzerine çağdaş bir anlatı sunuyor. 152 SAYFA.
(CAN YAYINLARI)

 


//Bir insan, yaşamı boyunca kaç defa yeniden doğar?

YASEMİN Özek’ten İSTANBUL LİMONATASI. “Malzemeler dünyanın her yerindekiyle aynıydı ama adını İstanbul koyduğum bu limonatayı diğerlerinden ayıran en büyük ve tek özelliği her defasında çocukluğumdan, gençliğimden bir İstanbul anısı anlatmamdı. Şişli’nin, Büyükada’nın, Beyoğlu’nun bir köşesinden çıkıvermiş bir hatırayı anlatıyordum. Çocuklarım için bir oyun, benim içinse kırk yıllık anıları temize çekmek, günlüğe iki satır yazmak    gibiydi… Yaşamımın ta kendisiydi İstanbul limonatam!” Yazar, incelikli hikâyelerine bir yenisini daha ekliyor ve bir tohumun çıtırtısını duyar gibi kendisini, içini duymaya başlayan Dario’nun öyküsünü anlatıyor bu kez. Bir insan, yaşamı boyunca kaç defa yeniden doğar? Ben mesela çok sefer… Hele o nisan ayında, tam kırk yaşımda, öyle bir doğdum ki bir yanımın cenazesini kaldırmam gerekti önce. Ölen yanım için yas tutmadım ama yeniden doğumum çok sancılı oldu. 336 SAYFA.
(EPSİLON YAYINEVİ)

 


//”Her şeyin hızla akıp geçtiği çağımızda zamanın çarkına tanık olmak…”

MERTCAN Karacan’dan ZAMANIN ÇARKI DÖNDÜĞÜNDE. “Başka bir örnek de hadi, tarihten verelim. İnsin Gazi’miz trenden, Haydarpaşa Garı’nın merdivenlerine kadar gelsin yine, baksın ki karşısında işgal gemileri, Boğaz’ı bir uçtan öbür uca kadar sarmışlar… Buraya kadar her şey aynı olsun, tarihteki gibi gelişsin; ama tam bu anda ‘Geldikleri gibi giderler!’ demesin de Gazi, ‘Yapcak bi şey yok!’ desin. Diyebilir miydi? Elbette diyebilirdi. Ama deseydi ne olurdu, dememiş de ne olmuş, işte, orada tarih…” Bunlar ve yine bunlar gibi cümlelerle tarihe bakış açımızı değiştirmeye zorluyor bizi bu kitabında, yazar. Değişen ve dönüşen zamana karşı insanın hangi saflarda yer tutması gerektiğini fısıldıyor sanki, okurlarına. Zamanın çarkı döndüğünde olup bitenlerin ve olup bitebileceklerin hesabını içinden bir an bile eksik etmediği vefa duygusu eşliğinde gören yazar, geçmişe bakarak geleceği inşa etmeye çabalamanın edebiyatçasını, şaircesini, yazarcasını ilk defa bu kitabında konuşuyor. Sözü zaman zaman zamana bırakarak elbet… 120 SAYFA.
(REMZİ KİTAPEVİ)

 


//Hayatta kalma, anlama ve anlatma çabasını “ötekinin de ötekisi” üzerinden resmediyor

MEHTAP Ceyran’dan DÖNÜŞ. “Saklayamadığın yaraya akbabalar konar” diyordu. Hapishanede on yılını geçiren “Pero” nihayet tahliye edilmesiyle memleketine dönmektedir. Dönüş yolunda hayatının muhasebesini babasıyla hesaplaşması üzerinden yapar. Baba-kız hesaplaşması gölgesinde sistemi, gücü elinde tutanların her fırsatta kullandığı şiddeti açık eder. Yazar, dışarıda toplum baskısını, içeride cezaevi koşullarını, şiddetin toplum içinde sıradanlaştırılarak sistemi nasıl acımasızca yeniden ürettiğini anlatan; çok dokunaklı, çok içeriden ve çok cesur bir metin ortaya koyuyor. Peki bunca söz hep içeride, hep içinde mi kalacaktır yoksa Pero bunları babasına söyleyebilecek midir? Bu sürükleyici anlatı, bir hayatta kalma, anlama ve anlatma çabasını “ötekinin de ötekisi” üzerinden resmediyor. Ev ise “yuvalara” ve kabuklara ayırdığım iki bölümden oluşuyordu. “Yuvalar” yaşamak zorunda kaldığım yabancı evlerdi, kabuklar kendimi korumak için giyindiğim kamuflajlar. Ev “yuvalarla” kabuklar arasında ona istediğim anlamı yükleyebileceğim bir boşluktu; içinde savrulup durduğum, kendimi ve yerimi bulamadığım bir boşluk. Boşluk çoğu şeyi içine hapseder; bıçaklar, yaralar, uçurumlar. Ve o güne kadarki hayatımın bir uçurum kenarında geçtiği gerçeği. Durmadan dibini bulduğum ve yeniden tırmandığım bir uçurum. 232 SAYFA.
(EVEREST YAYINLARI)

 


//Hindistan’da bir tapınaktan çalınan Aytaşı’nın konu ediliyor

WİLKİE Collins’ten AYTAŞI- Hasan Ali Yücel Klasikler. Wilkie Collins (1824-1889): Gizem ve dedektif romanlarının öncüsü kabul edilen İngiliz romancı. Collins, birlikte de çalıştığı dostu Charles Dickens’ın gölgesinde kalmadan önce hatırı sayılır bir şöhrete kavuşmuştur. Birçok kaynakça ilk dedektif romanı sayılan Aytaşı, 1868’de Charles Dickens’ın All the Year Round dergisinde tefrika edilmeye başlandı. Bu son derece sürükleyici eser, Hindistan’da bir tapınaktan çalınan Aytaşı’nın ikinci defa çalınmasını konu edinir. Anlatı farklı tanıkların ağzından yazılmış, böylelikle olay örgüsü de tıpkı bir elmasın yüzeyleri gibi tek tek işlenmiştir. Janr içinde güncelliğini hâlâ koruyan eksantrik dâhi dedektif karakteri, şüphelilerle dolu kır evi, olayın suç mahallinde yeniden canlandırılması gibi temalar ilk kez Aytaşı’nda yer bulmuştur. İngiltere Hindistan ilişkilerini ele alışı bakımından da Aytaşı kesinlikle çağının ötesindedir. 616 SAYFA.
(İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI)

 


//“Annesinin, çocuk seslerinin Tanrı’nın şarkısı olduğunu söyleyişini hatırladı”

ROY Jacobsen’den YALNIZ BİR ANNE. Serinin bu son halkasında yazar, fedakârlığın sınırlarını, sert bir coğrafyada yeşeren şefkati ve tek başına bir topluluğu ayakta tutan Ingrid’in hikâyesini ustalıkla kaleme alıyor. Savaşın gölgesi Barrøy Adası’nın üzerinden çekilmiş, geriye cevapsız mektuplar kalmıştır. Ancak Ingrid için asıl direniş şimdi başlar. O, savaş sonrası kurulan bu yeni dünyada ve adanın ıssızlığında savaşın öksüz çocuklarını büyütürken bir yandan da mülkiyet kavgaları ve kasaba dedikodularıyla baş etmek zorundadır. Erkeklerin denizde, kadınlarınsa hem karada hem denizde varlık mücadelesi verdiği Barrøy Adası’nda Ingrid sadece bir anne değil, sarsılmaz bir iradedir de. Salthammer’in gövdesine sinen tuz ve kan kokusu ile çocukların uykulu nefesleri arasında Ingrid, bir yuvayı bir vatana dönüştürmenin bedelini öder. Annesinin, çocuk seslerinin Tanrı’nın şarkısı olduğunu söyleyişini hatırladı. Derinlerdeki balina dansını düşündü, annesinin ağlama sanatı üzerine anlattıklarını duyar gibi oldu; gözyaşı ancak yalnızlıkta yerini bulurdu. Durgun havada üvez ağacının tek bir yaprağı kımıldamıyordu, ama Ingrid’in içinde hep bir kıpırtı, bitmeyen bir huzursuzluk vardı. 216 SAYFA.
(YAPI KREDİ YAYINLARI)

 

—// —

 

 

Administrator
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir Websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Yazı Atölyesi kültür sanatın, hayatın pek çok alanını kapsayan nitelikli edebiyat içerikli haber sunar. Bu nedenle başka kaynaklardan alınan, toplanan, bir araya getirilen bilgileri ve içerikleri kaynak belirtilmeksizin yayına sunmaz. Türkçenin saygınlığını korumak amacıyla ayrıca Türk Dil Kurumu Sözlüğünde önerilen yazım kuralları doğrultusunda, yayınladığı yazılarda özellikle yazım ve imla kurallarına önem verilmektedir. Yazı Atölyesi, üyeleri ve kullanıcılarıyla birlikte interaktif bir ortamda haticepekoz@hotmail.com + yaziatolyesi2015@gmail.com mail üzerinden iletişim içinde olan, bu amaç doğrultusunda belirli yayın ilkesini benimsemiş, sosyal, bağımsız, edebiyat ağırlıklı bir dijital içerik platformudur. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz. http://yaziatolyesi.com/ Editör: Hatice Elveren Peköz Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/   Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782 -------*****-------
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.