Her Şey Anlam Arayışıyla Başladı / Bahadır Özerdem
(1) Her şey anlam arayışıyla başladı.
“Neden buradayım?” diye soran ilk insan, tarihin ilk sorusunu da sormuş oldu.
Bulduğu her yeni yanıt, yeni bir bilgi, yeni bir bilinç oluşturdu.
Bir gün başka bir şey oldu.
Kendini her şeyin merkezinde gördüğü zamanlardı. Başını gökyüzüne kaldırdı.
Dünyanın, Güneş’in etrafında dönüp duran soluk mavi bir küre olduğunu fark etti.
Dikkat kesildi.
Dahası vardı…
Güneş Sistemi, Samanyolu Galaksisi içindeki milyonlarcasından yalnızca bir tanesiydi.
Korkmaya başladı.
Sabit bir merkez değildi sarı sıcak sistem.
Merkez hiç değildi.
Merkez diye bir şey yoktu.
Üç bin yıllık paradigma değişiyordu. Olacak iş değildi!
“Dünya evrenin ortasında ve sabit değilse, o zaman ben de her şeyin merkezi olamam…”
dedi endişeyle.
Sorular çoğaldı. Yanıtlar peş peşe geliyordu.
Çok çok korktu.
Korktukça “bilmek” daha bir tetiklendi. Koşmaya başladı.
Maratonu başlatan İbn Rüşd olsa da devrimi yapanın adı Kopernik olarak nakşedildi bilimin sayfalarına.
Tarih bunları bir bir kayıt altına alıyordu.
Çok sonraları bu yeni paradigmaya Kopernik Devrimi denilecekti.
Devrime genellikle son darbeyi vuran devrimcinin adı yazılır.
Oysa İbn Rüşd ve Kopernik’ten çağlar önce birisi bunu iddia etmiş ve “deli” damgası yemişti.
“Günmerkezlilik” adını koyduğu bu ilk iddianın sahibi: Sisamlı Aristarkos.
Güneş Sistemi, Samanyolu’nun içinde parlayıp duran ve sayı sayı sayılamayanlardan sadece bir tanesiydi.
Samanyolu da evrendeki milyar milyar galaksinin kaçıncısı olduğu bilinmiyordu.
İnsan bilinci bu sarsıntıyı kolay kolay atlatamadı.
On on, yüz yüz yıllar geçti. Kendini biraz biraz toparladı.
Düşündü. Düşünerek toparlandı.
Başını yeniden göklere çevirdi ve:
“Evrenin sayılamayan, ölçülemeyen bunca büyüklüğü karşısında ben kimim ki?”
diye yeniden sordu.
İlk sorudan bu yana kaç bin yıl geçmişti?
Hesaplayamadı.
Küçüldü. Küçüldü. Küçücük kaldı.
Tanrılara koştu. Tanrılar ona koştu.
Felsefe ve bilimin bütün ocakları artık çok güçlüydü.
Bilinç kendi kendini üretiyordu.
İnsan küçüktü.
Küçülmüş insanlar vardı sayısız.
Bir gün bir şey oldu.
Biri çıktı orta yere. Nefesini toparladı ve olanca sesiyle haykırdı:
“Tanrı öldü!”
(Arkası yarın…)