Önce İnsan Olmayı Hatırlamak | Coşkun Durusu
Toplumda yıllardır değişmeyen bir yanılgı var.
Kadınların zarafeti, inceliği ya da güleryüzü, hâlâ “yanlış” okunuyor. Bir tebessüm, bir nazik söz, bir selam… Bazı erkekler için hâlâ “yakınlık daveti” gibi. Bu yanlış algı, kadınları “yanlış anlaşılmamak” kaygısıyla sürekli bir savunma hâline sokuyor. Samimiyet yerini mesafeye, doğal iletişim yerini temkinli bakışlara bırakıyor.
Bu durum yalnızca sokakta değil, sosyal medyada da var. Kadınların kendilerini korumak için geliştirdiği sert, mesafeli ve “erkeksi” davranış biçimleri; içlerindeki dişil enerjiyi törpülüyor, hayatın zarafetini de azaltıyor. Kadın zarafetini kaybettikçe toplumun da nezaketi eksiliyor.
Oysa hepimizin öğrenmesi gereken bir şey var ; Birbirimizi önce “insan” olarak görmek. Kadın ve erkek kimliklerinden sıyrılıp insani iletişim kurmak. Kadınların nezaketini ve inceliğini “kuyruk sallamak” olarak küçümsemek yerine, bu değerlerin toplumu güzelleştirdiğini anlamak.
Bir toplumun medeni olmasının ölçüsü, kadınların kendilerini özgürce ve doğal biçimde ifade edebilmesidir. Kadınların korkmadan, yanlış anlaşılmadan gülümseyebildiği; erkeklerin de nezaketi tehdit değil, değer olarak gördüğü bir ülke… İşte asıl dönüşüm burada başlar.
Belki de en çok ihtiyacımız olan şey, “önce insan” olmayı yeniden hatırlamak. Dişi ya da erkek olmak ikinci sırada gelsin; önce insan kalabilmek, hem bireysel hem toplumsal hayatın zarafetini geri getirecek anahtardır.
Birisi