Tozlu Raflar ve Eski Bir Defter | Yaşar Aynur
Yıllar sonra o eve geri döndüğümde, zamanın her şeyi ne kadar çabuk eskittiğini anladım.
Duvarlardaki çatlaklar, sanki geçen yılların birer kırışıklığı gibiydi. Çatı katındaki tozlu rafların arasında, kapağı hafifçe açılmış o eski, kırmızı defteri buldum. Annemin günlüğüydü.
İlk sayfayı açtığımda karşıma çıkan tarih, doğduğum gündü. Kurşun kalemle, titreyen bir elin yazdığı şu cümle boğazımı düğümledi:
“Bugün dünyaya bir mucize geldi ama ona veda edeceğimi bilmek canımı çok yakıyor.” O an anladım ki, annem beni sevmek için sadece kısıtlı bir zamanı olduğunu hep biliyormuş.
Defterin sayfalarını çevirdikçe, çocukluğumun hiç hatırlamadığım kareleri zihnimde canlanmaya başladı. Annem, hastane odasından yazdığı satırlarda, bana söyleyemediği ninnileri mısralara dökmüştü.
“Sana her sarıldığımda, aslında bir sonraki sarılamayışımızın yasını tutuyorum,” diyordu.
Ben parkta koştururken, o pencerenin arkasından beni izlerken meğer her adımımı hafızasına kazıyormuş. Biz hayatı sonsuz sanırken, o her saniyeyi bir hazine gibi biriktirmiş. İnsan, elindekinin kıymetini neden hep bir şeyler eksildiğinde anlar?
Hikayenin sonlarına yaklaştıkça yazılar daha da düzensizleşiyor’ du.
İlaçların ağırlığı ve vedanın soğukluğu kağıda sinmişti. Son sayfalardan birinde şöyle bir not vardı:
“Eğer bir gün bu defteri bulursan sakın ağlama. Ben senin her gülüşünde, her başarın da ve her düştüğünde yanında olacağım. Rüzgar saçını okşadığında bil ki o benim elimdir.”
O an odanın içinden bir rüzgar geçti. Perde hafifçe havalandı ve ben ilk kez o büyük boşluğun aslında sevgisiz kalmak değil, sevgiye doyamamak olduğunu fark ettim.
Defterin en sonunda küçük bir zarf vardı. İçinden kurumuş bir papatya ve eski bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta henüz birkaç aylıkken kucağındaydım. İkimiz de geleceği bilmeden, sadece o ana sığınarak gülümsüyorduk.
Annem bana sadece bir hayat değil, bir emanet bırakmıştı: Kendi hayallerini. Ben şimdi onun gidemediği yollarda yürüyor, onun göremediği gün batımlarını izliyordum.
O defter benim için artık sadece bir anı değil, yaşama tutunma sebebim olmuştu.
Şimdi o eski evi kapatıp çıkarken, kalbimdeki o ağır taşın hafiflediğini hissediyorum.
Gözyaşlarım artık üzüntüden değil, bu kadar büyük bir sevgiyle sevilmiş olmanın şükründen akıyor.
Eğer siz de şu an bu hikayeyi okuyorsanız, sevdiklerinize sarılmak için yarını beklemeyin. Çünkü bazen “seni seviyorum” demek için elimizde sadece bir defter sayfası ve kurumuş bir papatya kalabilir. Hayat, ertelemek için çok kısa ama sevmek için sonsuz bir yolculuktur.