Ağaca Dayanma Kurur, İnsana Güvenme Ölür | İbrahim Uysal
OTURUP BİRAZ DÜŞÜNSEK Mİ?
Yıllar, çağlar önce buharlı makineler henüz icad edilmiş, bunlar ile gemiler yapılmış ve tabiki denizaşırı ülkeler keşfedilip, önceleri gemicilik sonra da korsanlık yaşamın bir parçası olmuş.
Tabi bunu ilk fark edenler ise İspanyollar ve Portekizliler.
Bir fırtına sonucu dalgalar gemiyi, bir kara parçasının kıyısına
atar, yorgunluk ve açlıktan perişan gemiciler, günün aydınlanması ile suyun içinde yüzen balıkları ve karşılarında meyve ağaçlarını görünce,
onca sıkıntıdan sonra yaşasın Cennete düştük derler.
İlk önce sudan balıklar tutulur, sonra kıyıdaki meyvelerden
toplanır ve yenilir.
Uzaklardan onları izleyen birileri vardır ama gemiciler kimseyi görmezler.
Bir gün sonra uzaklardan bakanlar toplanırlar ve ellerinde
mızrakları, okları ile sahile inerler; geminin içindekiler bu garip
kılıklı ve tenli yaratıkları görünce, karşılıklı bağrış, çağrış
yaparlar, sesler, gürültüler arasında bir şey anlaşılmaz, dağılırlar.
Daha sonra gemidekiler gitsin diye mızrak fırlatırlar, ok atarlar
ama gemidekilerin elinde silahları vardır. Onlar da ateş ile karşılık
verirler ve bir kaç kişiyi oracıkta öldürürler. Bu tür ölüme ve kana
alışık olmayan kara parçasındakiler panik ile cesetleri yüklenip,
ormanın içine kaçarlar.
Gemiciler de bu durumdan cesaret alıp, onları ormanın içine kadar
kovalarlar.
Gittikleri taşlı, topraklı patikaların içinde parlayan garip garip
parçacıklar bulurlar; bıçak, kama yaparız diye bu bulduklarını
toplayıp, torbalarına doldururlar.
Bir süre sonra da, su, yiyecek doldurup geri dönüş için yola koyulurlar.
Zamanla başka gemiciler, denizciler de bu yolu keşfederler ve sık
sık da oralara gitmeye başlarlar, dönüşlerinde getirdikleri taş, maden
vb parçacıkları da memleketlerinde birlerine satarlar. Deniz ötesinden
getirilen parçaların altın madeni olduğu anlaşılınca da, korsanların
ilgisini çekerler.
Zamanla bu kara parçasının Güney Amerika ve bu insanların da
Kızılderililer olduğu anlaşılır. Gemiciler de artık sık sık buralara
gelmeye başlayınca, bir yaşlı Kızılderili reis ile anlaşırlar ve
konuşmaya başlar, kendilerine oralarda dağda ovada rehberlik etmesini
sağlarlar.
Gemiciler için buraları artık yeni bir ticaret yeri olur.
Ülkenin dört bir yanındaki korsanlar gemicilerin yaptıklarını
görünce, ulan hepimiz toplanalım, oralarda ne var ne yok ise getirip,
zengin olalım derler.
Korsanlar limanda toplanırlar ve bindikleri gemi ile de gece
gündüz demeden yol alırlar ve bir sabah gemileri Güney Amerika
sahillerine yaklaşırlar.
Gemicilerin sık sık gelmesiyle yaşlı Kızılderili Reisi, sahilde
bir kulübe yapar ve gelenlere her türlü rehberlik hizmeti verir.
Korsanlar sırt çantalarını doldururlar ellerine aldıkları
silahları ile de limana inerler ve dosdoğru yaşlı Kızılderili Reisi
bulurlar.
Gemiciler, onlardan önce gelen korsanlar düzlüklerde bir şey
bırakmamışlardır, onlara ancak dağların zirvelerine götürebileceğini
söyler yaşlı rehber. Korsanlar her türlü zorluğa hazırdırlar, yeter ki
biran önce altınların olduğu zirveye çıksınlar.
Kızılderili rehber, beraberindekiler ile birlikte genellikle dağın
yamacına yüz metre tırmanıp bir mola verip, dinlenip, soluklandıktan
sonra yürüyüşe alışıktır.
Korsanlar, günlerdir süren gemi yolculuğunda, biran önce dağın
tepesine varıp, torbalarına doldurdukları altınlar ile geri dönmeyi,
zengin olmayı hayal etmektedir.
Her yüz metre tırmanırken yaşlı Deneyimli Kızılderili Rehber,
dinlenme yerinde bir mola verip, dinlenmeyi istese de, korsanlar
yürüyelim diye ısrar etmekte, yaşlı rehber de kırmayıp yola devam
etmektedir.
Artık yolun yarısına gelinmiş ise de yaşlı rehber bir ağacın
altına oturur ve etrafına toplanan korsanlara:
Öyle hızlı tırmandık ki, ruhlarımız bizlerden yüzlerce metre
geride kaldı, artık oturup biraz dinlenip, ruhlarımızın bize
yetişmesine olanak vermemiz gerekiyor, der.
Ülkemizde de, Dünyada da öyle şeyler oluyor ki, İran ile ABD
arasında yaşanan Hürmüz Boğazı Savaşı denilen savaş, Rusya ile Ukrayna
savaşı, Çin ile ABD’nin ekonomik sürtüşmeleri, bizim ülkemizin de
güney sınırımızda Suriye gerginliği, Ege Denizi ve Akdeniz’de adalar, Mavi Vatan gerginliği, yetmiyormuş gibi bir de iç siyasi iktidar
sorunlarından dolayı yaşanılan Enflasyon, hayat pahalılığı sorunu…
Yapılan anketlerde halk pahalılıktan, iktidardan her şeyden
şikâyetçi ama çözümü kimden ve nereden bekliyorsunuz denildiğinde bile
muhalefet partileri ilk sıralarda çıkmıyor. Bu bir umutsuzluktur.
Sebebi ise, halka sosyal ve siyasal bir çözüm yolu paketi ve
politikası sunulamamasıdır.
Atalar der ki, Ağaca güvenip yaslanma devrilir, adam güvenip
yaslanma ölür, derler.
O partili, bu partili “deneyimli”, her şeye bir çift lafı olan
değerli dostlar, bir çoğunuzun tuzu kuru olabilir, hatta birileri bir
yerlerde olursa sizin için de iyi olur, eyvallah ama unutmayın, kurban
bayramı yeni geçti, o ünlü atasözünü bilmeyeniniz yoktur;
Bayramda köpek canlanmaz!..
Bakın Süleyman Demirel bir seçim gezisi için Anadolu’da bir
kasabaya gider, meydanda toplanmışken, aralardan elinde CHP amblemli
ve Bülent Ecevit’in resminin olduğu bir çocuk Demirel’in karşısına
geçer, etraftakiler hemen tepki gösterirler ama Demirel Çocuğu
elindeki fotoğraf ile çağırır ve gazetecilere öyle poz verir.
Çocuğun elinde Ecevit’in resmi vardır ama eve gidince tüm aileyi
Demirel’e oy vermeye ikna eder. O yüzden az laf çok iş.
Gelin biraz oturup, sakinleşip, aklımızı başımıza alıp hem
ruhlarımızın bize yetişmesi hem de sakin sakin karar vermek için,
azıcık oturup, DÜŞÜNSEK Mİ!…
..