Bir Yılmaz Güney Festivali Daha Bitti | Dürsaliye Şahan
Yılmaz Güney Yaşasaydı
Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi’nin; İstanbul, Amed, Dersim, Isparta, Antalya, Eskişehir, İzmir ve Ankara’da eş zamanlı etkinliklerle düzenlediği 2. Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivalinin sinema sohbetleri kısmı bitti. 31 Mart tarihinde gerçekleşmesi beklenen ödül töreni ile festival tamamlanmış olacak.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde gerçekleştirilen Sinema Sohbetleri kapsamındaki etkinliğin açılış konuşmasını Necla Algan, kapanış konuşmasını ise Adil Okay yaptı.
Sinema Emekçileri
Kısa bir süre önce yaşamını yitiren ünlü Yönetmen Lütfi Ömer Akad’ın da anıldığı programda “Sinema ve Emek” başlıklı ilk oturumda Sine-Sen adına Zafer Ayden, 50 bin çalışanına rağmen sinema sektöründeki sigortalı işçi sayısının 2500 civarında olduğunu belirterek; “Sinema sektöründeki işçilerin hakları gasp ediliyor” dedi.
Ayden’e katılan diğer konuşmacı Alkım Özmen ise sektörün içinde çalışan bir sinema emekçisi olarak, pamuk işçilerinden bile daha kötü koşullarda çalıştıklarını dile getirdi.
Yok Sayılanların Sineması
Sırrı Süreyya Önder’in esprileri ile oldukça neşeli geçen oturuma ilgi hayli yüksekti.
Düzenin ötekileştirdiklerinin anlatıldığı; oturumu Mizgin Müjde Arslan yönlendirdi. “Anadili yasaklanmış halkların edebiyatı ve sineması nasıl gelişir?” sorusu ile başlayan sohbet süresince Sırrı Süreyya ile Yeşim Ustaoğlu sinema deneyimlerini anlattılar.
Her şeye rağmen devletin Kürtleri ve Kürtçeyi hapsetme projesinin çöktüğünü belirten Önder “Devlet televizyonlarında, dizilerde, ve birçok filmde artık Kürtleri görmek mümkün ancak nedense bunlar hep kötü karakterlerle ifade ediliyor” dedi.
Kazım Öz ise, “Artık Kürtçe film yapmak cesaret gerektirmiyor. Doğal görevlerden biri sayılmalı. Zamanında en zor dönemde yaşı ve mesleği müsait olup da Kürt filmi yapmayanları eleştirmek gerekir. O en zor dönemde Kürt filmi yapanları ise kutlamak gerekir.” dedi. Yeşim Ustaoğlu’da teknolojinin birçok yeniliği ve kolaylığı birlikte getirdiğini vurgulayarak “İz filmimde oto sansür uygulamadım. Uygulasaydım çekemezdim” dedi.
Başka Bir Sinema Mümkün mü?
Uğur Kutay’ın sunumuyla başlayan oturumun konukları Hüseyin Kuzu, Türker Korkmaz ve Özcan Alper’di.
Sinemanın mekândan zamana döndüğünü, artık sinemaya gitmeye zaman bulamayan seyirciye göre seçim yapıldığını ve bunun kaçınılmaz olduğunu savunan Hüseyin Kuzu’ya karşılık Türker Korkmaz; sinema seyirci ilişkisine değindi. Özcan Alper ise kültür endüstrisinin sinema üzerindeki sonuçlarına değinerek sanatçıların yaşadığı sorunları dile getirdi. Meral Balık ise kolektif çalışmanın yararlarını sıralayarak “15 yıldır Kürt sineması yapmanın, öğrenmenin ve üretmenin zorluklarını yaşıyoruz ancak başardığımızı düşünüyorum” dedi. Sponsor sermayenin sanatçı üzerindeki olumsuz etkilerine de değinilen oturumda hemen herkesin yönetmen olmayı arzuladığı vurgulandı.
Yılmaz Güney Öykücülüğü ve Sinema Dili
Aslı Güneş’in yönlendirdiği ikinci günün ilk oturumunda Zeki Demirkubuz ve Dürsaliye Şahan Güney’in öykülerini, sinemaya geçişini ve sinema dilini anlattı.
Edebiyat ve Sinema ilişkisi alt başlığı ile açılan oturumda Güneş “Sinema ile öykü son yıllarda birbirinden ayrılıyor mu?” sorusu ile Demirkubuz’a söz verdi.
Sinemanın öyküden ayrılması gerektiğini dile getiren Kubuz; “Evet, öykünün sinemadan ayrılması iyi bir gelişme. Sinema edebiyattan tamamen ayrılarak rüştünü ispat etmiş başlı başına bir sanat dalı olduğunu göstermeli” dedi.
Dürsaliye Şahan ise Yılmaz Güney’in sanat yaşamına bir öykücü olarak başladığını ve ilk öykülerinden biri olan Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri öyküsü ile de 7.5 yıla mahkum olduğunu, bunun öyküsünden çok bakış açısı ile ilgili olduğunu anlattı.
Yılmaz Güney’in Müziği
Newroz’u kutlamak için yasağa rağmen sokağa çıkanların selamlandığı oturumda Arif Erkin, Şanar Yurdatapan, Atilla Özdemiroğlu söz aldı. Film müziği yapmanın geçmişte daha zor olduğunu bu gün ise teknolojinin birçok kolaylık ve düşük maliyeti birlikte getirdiğini savundular.
Yılmaz Güney’in Mirası
Sinema Sohbetleri 2012’nin son oturumunda “Yılmaz Güney’in mirası” tartışıldı. Mustafa Kara’nın yönlendirdiği oturumda Ahmet Soner “Yılmaz abinin mirasına sahip çıkmak için öncelikle yarım bıraktığı işler tamamlanmalı. Örneğin Yol’un çekilmeyen bölümleri var onlar çekilmeli. Boynu Bükük Öldüler romanı ile Sanık, Salpa ve Hücrem öykülerinden oluşan Selimiye Üçlüsü’nün sinemaya uyarlanması gerekiyor” dedi.
Zahit Atam ise Yılmaz Güney’in dönüm noktalarını anlattı.
Dünyanın her yerinde Yol filmi konuşulurken Türkiye’de yasaklı olmasını dile getiren Atam; “Yılmaz Güney’in filmlerinin bir kısmı yok edildi” dedi.
Yılmaz Güney bu gün yaşasaydı
İkinci günün sonunda Adil Okay oturumları özetleyen duygusal bir kapanış konuşması yaptı. Festivalin Yılmaz Güney’in adına yakışan bir organizasyon olduğunu vurgulayarak Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi’ne ve emeği geçenlere teşekkür eden Okay; “Uçakta gazetede ki üç haber dikkatimi çekti. Birici haber Kürt işadamları ile ilgili. Çırağan Sarayı’nda devlet erkânı ile birlikte Newroz kutlamaya karar vermişler. İkinci haberde Newroz kutlamalarının yasaklanması ile ilgiliydi. Üçüncüsü ise Adana’da bir anne çocukları üşüdüğü için ödünç aldığı odunları ıslak olduğu için yakamamış. Anne çocuklarına odunları kurutmaları için saç kurutma makinesi vermiş ve yan odaya geçerek kendisini asmış… Yılmaz Güney bu gün yaşasaydı Çırağan Sarayı’na gitmezdi. Kürt mülksüzleri ile aynı alanda yer alırdı. Yeni bir Boynu Bükük Öldüler romanı yazardı, yeni bir Umut filmi çekerdi” dedi.
Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali koordinatörlerinden Ali Haydar Yıldız gazetemize yaptığı açıklamasında “İki gün süren etkinlik boyunca oldukça verimli, öğretici ve keyifli geçen sohbetleri izleyiciye ulaştırdığımız için mutluyuz. Newroz etkinliklerine dönük saldırılar ve gelen ölüm haberinin gölgesi altında da olsa etkinliğimizi planlandığı biçimde gerçekleştirdik. Festivalimizin amaçları arasında yer alan önemli bir konu vardı: Aslında çok olan, çok zor koşullar ve ideolojik, kültürel kuşatma altında üretmeye devam eden, hayata muhalif-alternatif bir yerden bakan sanat insanlarımızı yan yana getirmek, sanatçı adayı genç potansiyel ile buluşturmak, en önemlisi ne kadar çok olduğumuzun farkına varmak. Festivalimizin ikincisinde bu hedefe yaklaştığımızı görüyoruz. Çok nitelikli ürünler ortaya çıktı. Hiçbir sponsor desteği olmadan onlarca ilde ve ilçede hatta köylerde yaygın bir şekilde düzenlenen festival etkinliklerinde Yılmaz Güney ve temsil ettiği sanat anlayışı yeniden gündemleştirildi. Günümüz genç kuşağının bir kısmı ilk kez Yılmaz Güney ile tanıştı. Maddi ve fiziki zorluklara, engellere rağmen festival yürümeye devam ediyor. Tüm okurlarınızı festivali takip etmeye, katkı sunmaya ve zorlukları aşarak daha büyük işleri birlikte başarmak için dayanışmaya kısacası festivali sahiplenmeye çağırıyoruz.” dedi.
Kaynakça: http://www.halkingunlugu.net/images/stories/sinema-sohbetleri/