Biz Büyüdük ve Kirlendi Dünya | Raziye Gökbudak
Eskiden bir ibrik suyla yıkanırdı insanlar…
O suyun bereketi, sadeliği ve dinginliği sanki içimize işlerdi. Bir tas su bile hem bedeni hem ruhu arındırmaya yeterdi. Evlerimizin banyosu yoktu belki ama kalplerimizin karanlığı da yoktu. Temizlik, suyun değdiği yerlerde değil, niyetin durağında başlardı. Banyodan çıktıktan sonra annemin, “Gel bir koklayayım, temiz olmuş musun?” deyişi hâlâ içimin bir köşesinde ışık gibi durur.
Onun kucağına koşuşum…
Saçlarıma eğilip
“Oh mis gibi tertemiz kızım…” demesi…
O öpüş, o içtenlik, o sıcaklık…
Kir bırakmazdı içimde.
Bir de o günlerin sade mutluluğu vardı:
Bir leğene sığardık… Sobanın yumuşak sıcaklığıyla ne üşürdük ne daralırdık.
Suyun azlığına değil, evin içindeki samimiyetin bolluğuna sığınıyorduk.
Şimdi banyolar jakuzili, duşa kabinli…
Her şey modern, her şey konforlu.
Ama içimiz dar, ruhumuz sıkışık.
En çok da üşüyoruz…
Çünkü insanın insana verdiği o samimi sıcaklığa hasretiz artık.
Bugün sular kesintisiz akıyor…
Duş başlıkları yağmur gibi yağıyor üzerimize.
Şampuan ayrı, saç kremi ayrı, duş jeli ayrı…
Temizlenmek için daha çok şeyimiz var ama kendimizi daha az temiz hissediyoruz.
Ve bakıyoruz ki dünya sadece fiziksel olarak değil, ruhsal olarak da kirlenmiş.
Her gün izlenen haberler; artan cinayetler, tecavüzler, kadın-erkek-çocuk-yaşlı demeden cana kıymalar…
Gündüz programlarında reyting uğruna oynanan saçma oyunlar, aldatmalar, entrikalar…
Meğer ne kadar kirlenmişiz.
Çünkü kirlenen bedenimiz değil artık…
Ruhlar yoruldu, zihinler karardı.
Ne kadar temiz kalmaya çalışırsan çalış,
Dünyanın bir yerinden bulaşıyor o koku insana.
Belki de ihtiyaç duyduğumuz şey;
bir tas suyla değil,
Bir parça sevgiyle, vicdanla ve insanlıkla yeniden arınmaktır.
—