Biz Çok Efendiydik, Biz Çok Salaktık | Ümit Yaşar Işıkhan
Sonra büyüdü; kuyu dibinden bakan ve yıldızları merak eden çocuklar…
Dışarıda hava çıyan kokuyordu. Hava zindan ve korkulukların emperyal marşını çalıyordu. Büyüklerimiz hep sessizce ve gizlice ajansları dinliyordu. Dünyanın gidişi kötüydü. Faşizm, kartal kanatlarını açmış kuyunun ağzını kapatıyordu. Dışarıdakiler sesimizi, biz içerdekiler de onların seslerini duymazdık. Duyulsa bile hayra yorulmazdı…
Biz kuyunun dibinde çocuk şarkılarımızı söylerken savaşlar sürüyordu dünyanın her köşesinde. Sosyalizm at başı yoksul ülkelerde hayatın özgür ve kardeşçe şiirini okurken, McCarthy uşakları, kara bir gecenin derin ve sonsuz bir işkencenin tırnaklarını hayata geçiriyordu. Kıçı kırık bir zabit kaderini belirliyordu kuyuların.
Ah! Talat Paşa, Mürsel Paşa, Halil Rıfat Paşa, Ziya Paşa, Eşref Paşa, Gazi Osman Paşa, İsmet Paşa, Mithat Paşa, Necip Paşa… Ve biz bu kadar rütbeli bir sokağın ve caddenin kıyısında sessizce şarkılarımızı söylerdik. Ah! Ballıkuyu, Serinkuyu, Manavkuyu, Üçkuyular…
Sonra büyüdü; kuyu dibinden bakan ve yıldızları merak eden çocuklar…
Sonra, o temiz gözlü çocuklardan mangalar oluşturuldu hayata karşı.
Genişti hayat… Boldu cemseler, derindi hücreler, yüksekti hapishane duvarları, karanlıktı barlar; kendi şarkısını söylüyordu sessizce dergiler ve gazeteler bir bir kapanıyordu kendi üstüne. Kendi ülkelerinde zindanlara gönderildi efendi çocuklar… Biz türküydük, marş ve direnen şiirdik!
Silahlıydı bakışları faşizmin, bombalıydı solukları, dikenli teldi yürekleri ve öldürdüler acımadan masalların perilerini.
Çiçek açan ovalara beton yığını diktiler. Ormanlar kesildi, hayvanlar kurudu kendi dalında. Aşkın ruhunu soyup yatağa attılar; ekmeğin kokusunu, yumurtanın sarısını çaldılar. Zengindiler ve sürekli açtılar. Ve sonra; tarih yalnızca onları gömdü kendi yarattıkları çöplerin tank paletlerine, uçakların cehennem sesine, topların ve ölümün paslı derinliğine…