Dilin İncelikleri Fazlalık Mı? | Dilara Sözen
Vahşi bir arena olan tüketim kamusallıkları dili ve onun inceliklerini fazlalık olarak görür.
Burada dillerin inceliklerine olan ihtiyaç hızla erir.
Sahicilik saplantısı ve onun erdemlerine katıksız sadâkat mutlaktır.
Sahicilik ve doğrudan lığın erdemi. dili devre dışı bırakır. Çığlık atmak, bağırmak, çağırmak, tehdit etmek , hakaret etmek , katıla katıla gülmek ve hıçkıra hıçkıra ağlamak gibi doğrudan boşalım yolları varken dile fazlaca ihtiyaç duymazsınız.
(Siz, o tekmil dünyada seyredilen bir Türk TV dizilerinde tek bir sahnenin, oyuncuların birbirine tuhaf tuhaf bakmadığı, bağırıp çağırmadan ve kavga etmeden sona erdiğini gördünüz mü?).
Bunun bir noktadan sonra taşınabilir olmaktan çıkıp bir insanlık cinnetine yol açmasının mukadder olduğunu düşünmek için çok sebep var. Küresel ekonomik sistemin (!) ve onun hâkim kültürünün insan fıtratına mugayir bir tarihî pratik olduğunu artık yavaş yavaş idrak ediyoruz.
Küresel rakamlar tarihin en aşırı eşitsizlik ve fakirleşme evresini idrak etmekte olduğumuzu gösteriyor. Akılcılık, iş bilirlik, fırsatçılık gibi kavramlarla güzellemen çarpık ekonomizmin bize hediyesi bu oldu. Ne tuhaf; artık kazanmaya alışmış olanlar da kaybetmeye başladı. Kendi kurdukları ve oradan beslendikleri “sistemin” dişlilerine onlar da bir çok şeylerini kaptırmaya başladıklarını görüyorlar. Ama hâlâ akıllandıkları söylenemez.
Tam aksine ekonomizmin dilini daha da aşırılaştırıyor ve en çıplak hâle büründürüyorlar. 90’ların dünyası ile 2000’lerin ilk çeyreğini idrak ettiğimiz bugün arasındaki fark, aynı akımın ilkinde kablolu diğerinde ise çıplak tellerle verilmesidir. Trup sürecin aykırı figürü değil, bizzat neticesidir. Çok dramatik bir gelişme olarak
PİNHAN
*****
Kavramların birbirine karıştığı bir çağı geçiyoruz
Bu kavram karışıklığının psikolojik bedeli ağır.
Gençler kimlik krizi yaşıyor; çünkü “ben” dediğimiz şey sürekli değişen bir akış haline geldi. Sosyal medya “mükemmel hayat” illüzyonu sunarken depresyon ve anksiyete rekor seviyelere ulaştı. Influencer’ların intiharları bunun en trajik göstergesi. “Mutluluk” başarı ve tüketimle eşleştirildi; sahip oldukça mutlu olunacağı vaadi, sürekli bir tatminsizlik döngüsü yarattı. Eğitim sistemleri de bu kaostan nasibini aldı: Online öğrenme derinliği öldürürken, çocuklar “arkadaş” ile “takipçi”yi, “öğrenme” ile “ezber”i karıştırır oldu
Peki bu sisli labirentten çıkış var mı? Evet, ama kolay değil. İlk adım farkındalık: Kavramların nasıl manipüle edildiğini görmek. Eleştirel düşünme ve medya okuryazarlığı eğitimi şart. Okullarda felsefe ve mantık dersleri çoğaltılmalı; gençler kavramları sorgulamayı öğrenmeli. Toplum olarak ortak bir dil arayışına girmeliyiz; Orwell’ın 1984’ündeki gibi “savaş barıştır” demagojisine karşı net tanımlar koymalıyız. Teknoloji şirketlerinden şeffaflık talep etmeli, algoritmaların nasıl çalıştığını anlamalı. Bu çağ, kavramların en çok istismar edildiği, aynı zamanda en çok özgürleştirici potansiyele sahip olduğu bir dönem. Sis perdesini aralamaksa bizim elimizde. Eğer pusulamızı –eleştirel aklımızı– yeniden kalibre edebilirsek, kavramları tekrar netleştirebilir, gerçekliği yeniden inşa edebiliriz.
Aksi takdirde, bu karışıklık bizi daha derin bir kaosa sürükleyecek. Fakat gerçekliği yeniden inşa etmek “hakikat bu” anlamına gelir mi? Bilmem. Hakikat, insan belki de çukuruna girdiği zaman. Girecek bir çukur bulursa ama.
Ayfer Feriha Nujen
Ayfer Feriha Nujen; yazar, sosyolog ve mühendistir. İlk şiirleri on dört yaşından itibaren Taflan, Berfin Bahar, Varlık, Sincan İstasyonu, Üç Nokta, Kaçak Yayın, Deliler Teknesi, Az Edebiyat, Yokluk, Forum Edebiyat, Evvel Fanzin, Amargi gibi dergi ve edebiyat sitelerinde yayımlandı. Pek çok alanda ve türde çalışmalar yaptı. Halen T24’te haftalık yazılar yazmaktadır..