Dün vardı/ Bugün var/ Yarın da olacak/ Tamer Dursun
“Epstein Dosyasını Sulandırmanın Dayanılmaz Hafifliği!”
3 milyon sayfadan fazla belge, binlerce video ve 100 binden fazla fotoğraf..
Yüzlerce politikacı, akademisyen, iş insanları, sosyal medya fenomenleri, şov dünyasından yüzler, tanıklar, mağdurlar…
Küresel rezalet, yıllarca süren sistemli sömürü çarkı, dünyaya hükmedenlerin ellerini kollarını sallayarak sürdürdükleri iğrenç ve bir o kadar organize ilişkiler ağı…
Peki, ne oldu da, 2000’lerde gündeme gelen ama 2019’da doğru düzgün bir soruşturma yapılmadan unutturulmaya çalışılan bu dosya, tekrar bomba gibi gündeme düştü? Bence, en büyük etken, susmayan mağdurlar, yürekli gazeteciler ve sosyal medyayı doğru kullananlar oldu. Yolu açan onlardı ama şu sıralar, her alanda karşımıza çıkan goygoycular cemiyeti yüzünden Epstein dosyası da sulandırılmaya ve normalleştirilmeye başladı. Yalan yanlış bilgiler, yapay zeka ile yapılıp, servis edilmiş görseller ve en önemlisi asırlardır süregelen acımasız bir sistem unutulup, kişiler üzerinden yaygara koparılması. Bunların toplamı hepimizi vahşi kapitalizm gerçeğinden uzaklaştırıp, magazine yönlendiriyor. Öyle ki, sanki bütün bu hikâye, çok sayıda kadın ve kız çocuğunun istismar edildiği, kaybedildiği, ruhsal ve bedensel işkenceye maruz kaldığı Epstein örümcek ağıyla başlamış gibi ve gene sanki ortada birkaç manyak ve bu manyakların mağdur ettikler var gibi!
Neden böyle düşünüyoruz? Çünkü bu çürümüşlüğü var eden, destekleyen, palazlandıran ve koruyup kollayan kapitalist sistem bizim böyle düşünmemizi istiyor. Sanki Epstein ve yanındakiler tek başlarına örgütlenmişler ve gizliden gizliye eylemlerini gerçekleştirmişler! Hiç de öyle değil. Belgeler bize bunun tam tersini söylüyor. Dünyanın ağa babaları birbirlerini gözetleyerek ve koruyarak varlıklarını sürdürüyor. Epstein, deyim yerindeyse, dünyaya hükmedenlerin perdesiydi. Onların sınır tanımayan, o en alçakcasından arzularının pazarlamacısından başka bir şey değildi. Onu cezaevinde öldüren ile zamanında saraylarda yaşatan aynı el, yani sistem ama bizler sistemi sorgulamak ve ondan hesap sormak yerine, ortaya atılan isimlere çemkirmeyi tercih ediyoruz. Sanki o isimler yargılansa, suçlu bulunsa, yüzyıllarca hapislere atılsa, çocuklara ve kadınlara yönelik bu tezgâh da ortadan kalkacak. Hayır, kesinlikle öyle olmayacak. Çünkü Epstein bir ilk değil, o sadece bir çarkın dişlisi.
Sanırım şöyle bir örnek ile meramımı daha net anlatabilirim.
Dünyada, kökü 1970’lere dayanan bir s.ks turizmi var. Özellikle Avrupa ve Amerika’dan uçağa atlayıp, gruplar halinde Tayland, Filipinler, Brezilya, Kolombiya, Kenya ve Fas gibi yoksul ülkelere gidiliyor, oradaki kadınlar ve kız çocukları üç beş Euro’ya sabaha kadar esr gibi kullanılıyor. Tekrar edeyim, bu seks turizmi (not: Adına modern s.ks turizmi deniliyor. Çünkü bunun bir de öncesi var.) 1970’lerden beri çoğalarak devam ediyor.
Hadi bir örnek daha vereyim de, tam olsun.
1998 – 2018 tarihleri arasında aktif olan NXIVM Örgütü. Burada kadınlar psikolojik baskıyla örgüte mecbur bırakldı. Ç.plak fotoğrafları çekildi ve c.nsel il.şkiye zorlandırıldılar.
Katolik Kilisesi C.nsel İstismar Skandalı da 40 yıldan fazla sürmüştür ve Almanya’dan Kanada’ya, Fransa’dan, İspanya, İtalya, Avusturya ve Amerika’ya kadar uzanan bir ağ üzerinden tahminen 300 bine yakın çocuk ve genç din görevlileri tarafından istismar edilmiştir.
Ve dünyanın dört bir yanında, sayılara sığmayacak kadar küçüklü büyüklü tarikatlar, cemaatler, suç örgütleri ve gene sayılarla ifade edilmesi mümkün olmayan mağdurlar. Bizim duyduklarımız sadece buzdağının görünün kısmı ve asıl korkunç rakamlar bizim bilmediklerimiz!
Şimdi, hal durum böyleyken, küresel bir suç örgütü haline gelen sistemi es geçerek, kişiler üzerinden, hem de konuyu sulandırarak bir sonuca varmayı düşünmek, koca bir yanılgıdan başka bir şey değildir. Kim kiminle nereye gitmiş, yanlarında başka kimler varmış, hangi mekânda ya da otelde bulunmuşlar, çocuklar kaç yaşlarındaymış, hangi ünlülerin isimleri geçiyormuş falan hepsi işin magazin yanı. Asıl sorulması gereken sorular şunlardır. Böyle güçlü ve yıllarca süren suç örgütleri nasıl oluyor da, zenginler, liderler, hukukçular, güvenlik kuvvetleri, politikacılar tarafından korunup kollanıyorlar ve nasıl oluyor da, suçları ortaya çıksa bile, ceza almaları hemen hemen hiç münkün olmuyor? Ayrıca nasıl oluyor da, dünya genelinde, her ülke kendi istihbarat biriminden gururla bahsederken, hayvan, çocuk ve kadına yönelik c.nsel istismar suçları her geçen yıl fazlalaşıyor ve hareket alanları daha da genişliyor? Ve kendilerini dünyanın sahipleri olarak görenlerin destekleri olmadan bu küresel suç örgütlerinin tek başlarına ayakta durmaları ne kadar mümkün?
“Kötü insanlar suç işleyebilir ama kötü sistemler suçu sürdürebilir hale getirir.” cümlesi sosyolojide çok sık kullanılır ve doğrudur. Epstein tarzı sistematik suçlar zamanla bireylerin eylemi olmaktan çıkar ve sistemin eylemine dönüşür. Bu öyle bir eylemdir ki, içinde toplumun her kesiminden isimleri barındırmaya başlar. Çünkü hepsi sırtlarını sistemin gücüne dayamışlardır ve ortada hesap soracak bir kişi ya da yapı kalmamıştır. Yani, bu olaylar bizim düşündüğümüzden çok daha derin ve geniş ağlarla birbirine bağlı. Kimi kime şikâyet edeceksiniz? Şikâyet ettiğiniz kişiler de o çarkın dişlisiyse, nasıl hak, hukuk ve adalet sağlanmasını bekleyebilirsiniz?
Sözün özü dostlarım,
sizler bu satırları okurken, dünyanın birçok yerinde, en küçük mahalleden tutun da, en zengin bölgelere kadar birçok yerde çocuklara yönelik şiddet ve cinsel istismar en organize haliyle devam ediyor ve böyle giderse, daha da vahşileşerek devam edecek. Arada bir bizim önümüze birkaç isim atıp, onlarla oyalanmamızı ve ardından sanki kahramanlık etmişler de, adaleti sağlamışlar gibi davranacaklar ama diğer yandan çocukları kaçırmaya, organlarını satmaya, yaşlı başlı heriflerin koynuna sokmaya ve bütün bunları ticarete çevirmekten vazgeçmeyecekler. Çünkü kapitalizmin tıkandı. Çünkü kapitalizmin insan emeğinden ve etinden başka satıp savacağı bir şey kalmadı!
Artık bu tür rezillikler duyduğumuzda şaşırmaktan vazgeçelim. Neye şaşırıyoruz, neden şaşırıyoruz?
Neden sanki ilk defa böyle bir kepazelikle karşılamışız gibi yapıyoruz?
Öyle değil ki!
Hiç öyle olmadı.
Bu çürümüşlük asırlardır var ama biz görmüyoruz ya da görmez istemiyoruz. Hadi gördük diyelim, gördüğümüzü de goygoya çevirip, üç günde sakız gibi çiğniyor ve bir kenara atıp, unutuyoruz.
Sebebi belli.
Şöyle düşünün dostlar,
Günlerdir tek lokma yemek yememişsiniz ve neredeyse açlıktan ölecek haldesiniz. O anda önünüzde üç kapı beliriyor. Birincisinin üstünde “yemek”, ikincisinde “bilgi” ve üçüncü kapıdaysa “gerçek” yazıyor ve sadece bir kapıyı açıp, içeri girebilirsiniz. Hangi kapıyı açar ve ardındaki odaya girersiniz?
Elbette “yemek” yazan kapıyı. Çünkü ölümüne açsınız.
İşte, sistem de tam olarak bunu bize yapıyor. Hepimizi aç bırakıyor. Yemeğe aç, suya aç, sevgiye, ilgiye, alakaya, itibara, kariyere, sıfata, paraya, mala, mülke, çevreye, insan yerine konmaya ve değer görmeye aç. Başka kapıların ardında neyin olup olmadığına bakacak halde değiliz. İşimiz gücümüz karnımızı doyurmak ve insan yerine konmak için sistemin kölesi olmak. Başımızı kaldırıp da, olup bitenleri görecek, duyacak, anlayacak ve kötülüklerin karşısında direnecek bir durumda değiliz ve olmamazın tek sebebi, bizim ayakta alkışladığımız sistemin ta kendisi. Katilimiz sahibimiz!
3 milyon sayfadan fazla belge, binlerce video ve 100 binden fazla fotoğraf..
Yüzlerce politikacı, akademisyen, iş insanları, sosyal medya fenomenleri, şov dünyasından yüzler, tanıklar, mağdurlar…
Küresel rezalet, yıllarca süren sistemli sömürü çarkı, dünyaya hükmedenlerin ellerini kollarını sallayarak sürdürdükleri iğrenç ve bir o kadar organize ilişkiler ağı…
Dün vardı.
Bugün var.
Yarın da olacak.
Daha çok çocuğun canı yanacak.
Daha çok çocuk kaybedilecek.
Daha çok çocuk hayatından olacak.
Küfür ve beddua ile hele de her toplumsal vahşeti magazinleştirerek hiçbir zaman hak, hukuk, adalet sağlanmayacak ve huzur bulunmayacak. Çünkü insanlar ezberlenmiş yaşamlara ve cehalete hepsedilmiş durumda. Katliamlar, haksızlıklar, savaşlar, hastalıklar, her şey artık onlar için birkaç oyalanacak “Fast food” haberden başka bir şey değil. Zaten sosyal medya da bunun için önümüze konulmadı mı? Önemseniyormuşuz, görüşlerimiz ciddiye alınıyormuş, demokratik haklarımızı kullanıyormuş ve sanki bir gücümüz varmış algısı yaratılıyor. Oysa şu kızma butonları, hakaret, küfür, beddua, linç sadece bizim gazımızı alıyor ve iki tuşa basmanın verdiği keyifle, vicdanımızı rahatlatıyoruz. Bütün mesele bu. Eğer bu yazdığım olmasaydı, aynı tavır ve tonda sokaklara da çıkmamıza, tepkimizi göstermemize, hakkımızı alana kadar direnmemize izin vermeleri gerekirdi. Var mı böyle bir şey? Yok. En ufak bir toplumsal kımıldanmanın bedeli job, m.rmi, gaz b.mbası, gözaltı, işk.nce. Bu sisli havaya rağmen bir umut var. Örgütlenmek. Sırf alkış alalım, beğenelim, takdir görüp, omuzlarda taşınalım kaygısıyla, yanlış/yalnız çoğunluğa benzemektense, doğrunun/gerçeğin etrafında örgütlenerek direnmek.
Bir buzdolabına ya da klozet kapağına iki yıl garanti verilen kapitalist sistemde, çocuklarımızın beş dakika sonra başlarına ne geleceğini bilmiyoruz ve önümüzde üç kapı var!
Hangi kapı?
t a m e r d u r s u n
#tamerdursun