Gitmek Mi Zor Kalmak Mı? | Öznur Eren Kanarya
Kitaplaşmış, sahibine ulaşmayacak mektuplardan…
“GİTMEK Mİ ZOR, KALMAK MI ZOR?…”
“VE SAATLER UZUN UZUN, GECİKMİŞ ZAMANLARI ÇALARSA…”
Bazı zamanlar vardır, gitmek, bulunduğunuz ve uzun yıllardır içinde olmakla birlikte hala ve ısrarla alışmak istemediğiniz ortamı, bir daha dönmemecesine geride bırakmak istersiniz. Kelimeleriniz, boğazınıza dizilir ama bir türlü sizin istediğiniz cümlelere dönüşemez.Çünkü, sizin cümlelerinize aşina değildir yakınınızdakiler. Sizi, kendi cümleleri ile konuşmaya zorlarlar. Onlar için doğru olan, sizin için de doğru olmak zorundadır. Kendi cümlelerinizi kurarsanız, dinlemezler sizi, anlamak istemezler, çoğu zaman yadırganırsınız, sonuçta bedelini dışarıda kalmakla ödersiniz.
Başka bir rengin varlığı , rahatsız eder o belirleyici çoğunluğu. Soru sorulur ancak, gerekli açıklamayı yapmanıza da izin yoktur. Karşınızdakiler, kendi anlayacakları kısa açıklamalar beklerler.Sordukları soruların cevaplarını dinlemedikleri için, aynı konuda aynı soruları tekrar tekrar sorarlar ve sizi bunaltıp bunaltmamakla da hiç ilgilenmezler. Böyle durumlarda, varlığınızın ne kadar önemsiz olduğunu bir kez daha anlarsınız. O zincirin bir halkası olmamayı bir kez daha yürekten dilersiniz. Giderek , kanıksamak zorunda kaldıklarınızın yüreğinizde yarattığı o kurşun ağırlığından, yüreğinizin çatlamaya başladığını, algılarınızı kapattığınızı, kafanızın içinde hapsolmuş sözcüklerinizin de anlamca daraldığını, hiç biriyle hiçbir şey paylaşmak istemediğinizi fark edersiniz. Tam sizin olmanızı bekledikleri “şeye “ dönüşürsünüz, ister istemez…Tepkisiz, rengi belli olmayan, sıradan, herhangi biri gibisinizdir artık.
İşte tam bu noktada, uzaklara gitmeyi, her şeyi , hepsini geride bırakmayı, sözcüklerinizi ve size özel anlamlarını da yanınıza alıp, geride kendinizden hiçbir iz bırakmadan uzaklaşmayı hayal edersiniz sıklıkla, gelgelelim gidemezsiniz. Orada olmanızı zorunluluklar belirlemektedir çünkü. Anlaşılır olmanız, bulunduğunuz ortam için bir anlam taşımanız, sizin için biçilen bu zor koşulları sorgulamanız, yaşadıklarınızın arasında bir neden –sonuç ilişkisi olması gerekmemektedir, ama siz –ah, siz- tüm bunları böylece kabul etmekte nasıl da zorlanırsınız. Eskiden bulunduğunuz ortamlarla, uzaktan yakından hiçbir benzerliği olmayan, varlığınızın anlam taşımadığı bir yerde, uzak zamanların artık geçerli olmayan anılarını ararsınız, belleğinizin en kuytu köşelerinde. Çoğu kez, o zamanların içine kaçarsınız, siz bile çıkaramazsınız kendinizi.
Umarsınız ancak, bir gün belki de çok uzak olmayacak bir zaman diliminde,sadece sözcükleriniz, anılarınız ve istediğiniz her şeyden yarattığınız kendi kıymetlilerinizi, hayali bir bavula doldurup, hep olmak istediğiniz o yere gidebilmeyi…
Çok istersiniz, biliyorum, bu mektubun son ve mutlu cümlesinin orada yazılmasını…
Öznur Eren Kanarya
Fotoğraf:Öznur Eren Kanarya