Günün Hikâyesi | Titanik Yetimleri Millvina, Michel ve Edmond’un Yaşamı
Titanik faciasından sağ kurtulan bebek Millvina Dean, 31 Mayıs 2009’da İngiltere’nin Southampton yakınlarındaki bir huzurevinde 97 yaşındayken vefat etti.
Michel (4 yaşında) ve Edmond (2 yaşında), RMS Titanik faciasından mucizevi bir şekilde kurtarıldıktan kısa bir süre sonra, Nisan 1912’de fotoğraflandılar. Hikâyeleri hem hüzünlü hem de sıra dışıydı; zamanın ötesine uzanarak yürekleri derinden etkiledi. Sadece Fransızca konuşan bu iki küçük çocuk, yanlarında hiçbir yetişkin olmadan, en savunmasız kurtulanlar arasında yer aldı. Trajedinin ardından yaşanan kargaşada, kimse gelip onları sahiplenmedi. Fakat zamanla, istemeden de olsa insanlık tarihinin kalbinde yer eden bir dramın sembolleri hâline geldiler. Aynı zamanda da umut ve direncin simgesi oldular.
Titanik kazazedelerden bir de bebek yolcusu vardı. Gemideki en küçük yolcu Millvina Dean, tarihe geçecek olan kaza meydana geldiğinde yalnızca 9 haftalıktı. O, annesi ve ağabeyi ile birlikte kazadan sağ olarak kurtulmuştu.
Michel ve Edmond’un Titanik’te bulunması, acı bir aile çatışmasının sonucuydu. Babaları Michel Navratil, çocukların velayeti konusunda yaşanan anlaşmazlık sonrası, onları annelerinden gizlice kaçırarak Fransa’dan ayrıldı. Sahte bir kimlikle Amerika’da yeni bir hayat kurma hayaliyle yola çıkmıştı. Gemi buzdağına çarptığında, Navratil oğullarını 15 numaralı filikaya yerleştirmeyi başardı. Kendi canını feda ederek çocuklarına hayatta kalma şansı sundu.
Kurtarma gemisi Carpathia tarafından bulunarak New York’a götürülen bu iki küçük çocuğa büyük bir şefkat gösterildi. Ancak kimlikleri bilinmiyordu. Basın onlara “Titanik Yetimleri” adını verdi. Tüm dünyada yayınlanan gazete haberleri ve fotoğraflar sayesinde, nihayet anneleri onları tanıdı. Ardından Amerika’ya gelip çocuklarına kavuştu. Böylece bu büyük felaketin içinden doğan en dokunaklı hikâyelerden biri kapanmış oldu.
Bugün bile Michel ve Edmond Navratil’in yaşadıkları, tarihin en trajik deniz kazalarından biriyle iç içe geçmiş bireysel kaderlerin unutulmaz bir yansımasıdır. Bu; kayıpların, hayatta kalmanın ve her şeyin ötesinde koparılamayan aile bağlarının öyküsüdür.
—