Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay 27 °C
Çok Bulutlu

Londra’da tanıdık bir ev sahibi | Dursaliye Şahan

Londra’da tanıdık bir ev sahibi | Dursaliye Şahan

Şimdi ben size Londra’da yaşayan bir göçmeni tanıtacağım: Veysel Yıldırım. Nam-ı diğer Dersimli Veysel Baba.

Bin kez duyduğunuz bir cümleyi bir kez de benden duyun. Sanat, sanat için midir yoksa sanat halk için midir? Vakti bol olanlar uzun uzun tartışır.

Hep duyardım ama bir türlü tanışmak kısmet olmamıştı. Geçen hafta yaşadığı mekânı sanat evine çevirdiğini duyunca gidip göreyim dedim. İyi ki de gitmişim. Sanat evi denilince elbette sıradan bir mekân olmadığını tahmin etmiştim ama doğrusu bu kadarını da beklemiyordum.

İki odalı, küçücük bir daire düşünün. Duvarlar, yerler, tavanlar, kapılar, pencereler, dolapların üzeri ve aklınıza gelebilecek her köşe resimlerle kaplanmış, küçük objelerle doldurulmuş. Böyle anlatınca gözünüzün önüne eskici dükkânı gibi karmakarışık bir ortam gelmesin.

Art House olarak anılmayı hak eden, eksiksiz bir simetri ve düzen var. Asla kopukluk, kargaşa yok. Ciddi emek harcanmış. Resimler ve çizgiler üzerine konuşmak benden çok ressamların, uzmanların işi. Ancak ben bir sanat sever olarak o küçücük mekânın bu kadar güzel eserlerle dekor edilmesindeki ustalığa hayran kaldım diyebilirim.

Veysel Babanın ikram ettiği çayı içerken gözümün önüne başka bir oda geldi. Neredeyse 60 yıl öncesinden. Size bu odayı da kısaca tarif ettikten sonra yazının girişindeki cümleyi hatırlatacağım.

Sivas’ın eski adı Ağsun’du yeni adı Geyikpınar olan köyünde bir oda. Rahmetli dedem Hacı Mustafa Bedir’in, ahırın üzerindeki küçücük odası. Üç tarafı sedirlerle çevrilmiş, her tarafı el işi kilimlerle döşenmiş, raflarda birkaç tane küçük tahta sandıklar (içlerinde ya lokum olurdu ya da tütün filan) Duvarda bir Kuran-ı Kerim. Sedirin köşesinde üç beş eski kitap. Pencerenin önünde de bir çay semaveri ve yanındaki tepsinin içinde temiz çay bardakları.

Bu köyün en konforlu odasında dedem misafirlerini ağırlardı. Çocukların odaya girmesi yasaktı ama elbette vazgeçmez, hizmet eden annelerimizin eteklerinin arkasından başımızı uzatıp odanın görüntüsünü ve kokusunu bir anda içimize çekerdik.

Ben bir Sivaslı olarak, Sivas’ı 2 Temmuz 1993’de unuttum ama o küçücük odadaki mistik huzuru kalbim hiç unutmadı.

İşte Veysel Yıldırım’ın evini görünce dedemin odası aklıma geldi. Biri 60 yıl önceki Sivas’ta diğeri günümüz Londra’sında.

Sanatın hâkim olduğu bu iki mekân da, insanların yaşam alanı olmuş. Şimdi sanat, sanat içindir diyebilir miyiz? Sanat tam da bizim içimizde, biz hayatın içinde, hayat evrenin bir parçası. Evrenin tamamı en muhteşem sanat eseri değil mi?

Sanatı hayatımıza aldığımız kadar insanız. Uzaklaştığımızda savaşları ve bütün kötülükleri tetikliyoruz.

Evini adeta bir mabede dönüştüren Veysel Yıldırım, “İmkan olsaydı ölünce bu eve gömülmek isterdim,” diyor ve devam ediyor.

“Çünkü ben ancak bu resimlerle ayakta durmaktayım. Kitaplarım, boyalarım, fırçalarım, koleksiyonlarım benim varlık sebebim diyebilirim. Çünkü onların sayesinde işkence dolu, o karanlık geçmişimi unutmaya çalışıyorum. 1962 yılında Tunceli’nin Pülümür ilçesine bağlı Kovuklu köyünde doğmuşum. Lisede örgüt çalışmaları nedeniyle 12 Eylül darbesinden önce birkaç kez gözaltına alınıp işkence gördüm. İki defa cezaevine düştüm. Birinde Yılmaz Güney’le tanıştım. Daha sonra İngiltere’ye geldim. Neredeyse otuz beş yıldır hiç dönmedim. Bir göçmen olarak Londra’da yaptıklarımın önemli bir parçası da işte burada. Yüzlerce resim.”

Yeni yılınız kutlu olsun.

 

Kaynakça: edebiyathaber.net (2 Ocak 2024)

Administrator
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan, sosyal ve bağımsız bir dijital içerik platformudur. Temel amacımız; okurlarımızı nitelikli edebi eserlerle tanıştırmak ve sizlerden gelen öykü, şiir, makale, anı, eleştiri, kitap ve film değerlendirmelerine yer vererek eserlerinizi geniş kitlelere ulaştırmaktır.. Kültür, sanat ve hayatın her alanına dokunan platformumuzda telif haklarına saygı duyuyor, kaynak belirtilmeyen hiçbir içeriğe yer vermiyoruz. Ayrıca Türkçemizin saygınlığını korumak adına, tüm yayınlarımızda TDK yazım kurallarına en üst düzeyde önem gösteriyoruz. Yazar Üyelerimizle interaktif bir bağ kurduğumuz bu edebiyat yolculuğuna katkı sunan tüm dostlarımıza teşekkür ederiz. Editör: Hatice Elveren Peköz Web: yaziatolyesi.com E-posta: yaziatolyesi2016@gmail.com | haticepekoz@hotmail.com
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.