Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay 32 °C
Parçalı Bulutlu

Ölüm Bir Bitiş Değil, Bir Başlangıçtır | Tamer Dursun

Ölüm Bir Bitiş Değil, Bir Başlangıçtır | Tamer Dursun

Bir rüya gördüm.
Neresi ve hangi zaman belli değil ama yüksek mi yüksek bir dağa tırmanıyorum.
Büyümemişim daha, eskimemiş, yaşlanmamış, insandan umudu kesmemişim.
Dizkapaklarımda kabuk tutmuş yaralar.
Üstümde en sevdiğim kareli gömlek ve mavi kısa pantolon.
Terliyorum ama sırtımda annemin işlemeli havlusu.
Aldırmıyorum açlığa susuzluğa. Dağı tırmanmaya devam ediyorum. Bir şey var dağın tepesinde, biri var. Kafamda soruların cevabını bilen biri. Ona varmalıyım, onu bulmalıyım ve beni korkutan soruların cevaplarını almalıyım.
Dedim ya, çocuğum daha.
Babasızlığım aklıma geliyor, annemi özlüyorum.
Kalbim ağlamaklı oluyor.
Bu yapayalnızlık boyumdan büyük…

Yorgunum.
Başımı kaldırıp, ne kadar daha yolumun olduğunu kestirmeye çalışıyorum.
Avuçlarım kan toplamış.
Ya düşersem?
Ya dağın tepesine varamazsam?
Ya ölürsem?

Ölüm…
İçimdeki yavru güvercinler ürperiyor.
Oldum olası böyleyim, korkuyorum ölümden. Hele de zamansız bir ölümden.
Sanki zamanı gelen ölüm varmış gibi!

Güneş bulutun ardına saklanıyor.
Üşüyorum.
Ölsem, üşümem meselâ. Acıkmam, susamam, annemi, babamı özlemem, ağlamam.

O sırada ayağım kayıyor ve can havliyle ilk bulduğum taşa sarılıyorum.
İçimdeki yavru güvercinlerin yürekleri ağızlarında.

“Nereye böyle delikanlı?”

Hey! Kim bu benimle konuşan?

Etrafa bakınıyorum. Kim olacak ki!

Ama yine aynı ses
“Evine git, buralar sana göre değil.”

“Kim.. Kimsin sen? Neredesin?”

“Yukarı bak delikanlı. Tutunduğum taşım ben.”

Ne?
Nasıl olur?
Taş konuşur mu hiç?

“Gerçekten benimle konuşan sen misin?.. Ama taşlar konuşamaz ki?”

“Niyeymiş? Kalbi taş olanlar gayet rahat konuşuyor ya!”

“Oyalama beni. Ben dağın tepesine varmalıyım.”

“Niye?”

“Orada bir şey var ya da biri. Onu bulmalıyım. Sorumlarım var ona.”

“Üzgünüm ama orada kimse yok delikanlı. Ben oradan geliyorum. Yukarıda yıllarca taştan başka bir şey görmedim.”

Taşa bakıyorum.
Canımı kurtaran, beni hayatta tutan taşa.
Üzgünüm.
Onca yol, çaba, emek…
Boşuna mıydı hepsi?

“Sorularının cevapları senin özündedir delikanlı. Özüne bakmamışsın, hata etmişsin. Dert neredeyse, derman da oradadır. Soru kimdeyse, cevap da ondadır.”

İçimdeki yavru güvercinler beni teselli edip, başımı okşuyorlar.

“Şey… Ben ölümden çok korkuyorum. Ölümün ardındaki belirsizlikten, sevdiklerimi bırakıp gitmekten, gittiğim yerlerde yalnız ve karanlıkta kalmaktan korkuyorum. Ölümsüzlüğü arıyorum ben taş. Belki sen bilirsin, ölümsüzlük diye bir şey var mı?”

“Ah delikanlı! Sen ölümü bir son mu sanırsın?.. Sen ölümü bir bitiş, bir yok oluş mu bellersin? Ölüm başka bir hayata açılan kapıdır. Beden toprağın altına gömülür ama sevilmişsen, sevmişsen, bir cana dokunmuşsan, birine ışık, birine el, birine aş, kömür, battaniye, sıcak çorba olmuşsan, vicdanın ayak izlerini takip etmişsen, çalmamışsan, çırpmamışsan, garibanın hakkına göz dikmemişsen, hak yememişsen, hakkını yedirmemişsen, güçlünün karşısında diz çöküp, güçsüzü ezmemişsen, senin adın, senin varlığın, sevgin, ölümsüzlüüğün kalbe gömülür ve sonsuza kadar orada kalır. Ölümle barışmalı, ölümü kabullenmeli ve onu bir dönüşüm, bir değişim, devinim olarak görmeli. Ölümden korkan, yaşamı da ürkütür.”

Taşa sıkı sıkı sarılıyorum.
Yüzümde bir gülümseme.
Unutmuşum susuzluğumu, açlığımı, yorgunluğumu.
Taş ve ben.
Üstümüzde uçsuz bucaksız masmavi bir tarla.
Sonsuzluğun nefes alıp verişini hissediyorum.
İçimdeki güvercin yavruları bilmediğim bir dilden şarkılar söylüyor.

“Dert neredeyse, derman da oradadır. Soru kimdeyse, cevap da ondadır.”

Ölüm bir bitiş değil, bir başlangıçtır Tamer, korkma. Ha, ille de korkacaksan, geride, seni kalbine gömecek bir insan bırakamamaktan kork. Çünkü asıl ölüm, hiç yaşamamış gibi yaşamış olmaktır! Boş… Bomboş…

Taşla vedalaşıp, kendimi boşluğa bırakıyorum.
Yaş elli beş oluyor ve halen o boşlukta düşüyorum.
Rüya bu ya, sonra ben yazıyorum, siz benim yazdıklarımı okuyorsunuz.

***
Ardı ardına iki ölüm haberi aldım.
İki kadın.
İki güzel ve özel insan.
Ayfer Baydemir ve Naif Özcan.
Benim sosyal medya arkadaşlarım.
Sosyal medya arkadaşları deyip geçmeyin ama. Onlar, bu, at izinin it izine karıştığı sanal dünyada ve gerçekliklerinde , “ana sütü gibi ak” kalabilmiş, bozulmalara, kirlenmelere, çirkinliklere bulaşmadan var olmayı başarmış iki kadındı.

Ayfer, uzun zamandır hastanede yatan ve nakil bekleyen bir çocuğumuzun yaşama tutunmasına paylaşımıyla destek olmuş, birkaç kendini bilmezin beni ve ailemi linç ettikleri zamanlarda dostluğunu esirgememiş, varlığıyla bize moral vermişti. Birilerinden alkış alsın, beğenilsin, görülsün, eller üstünde taşınsın gibi bir derdi yoktu. Sürekli yazardı ve çok da güzel yazardı. Sanırım, ilkin kendi için, özü için yazardı ve yazdıklarını, yüreğini açıp, sevenleriyle paylaşırdı.

“Git ve gel, öl ve diril
sız ince tenimden
sızı tenlerden ırak ölüm sebebidir her gözyaşının
gözle o yolu bir gün dönerim
ya da kokumu yel emanet alır
gelirse o emanet yak o pencereyi yak

Dün gece son kez yüzün gözlerimin tenhasında
unuttum seni diyecekti sözlerim
Unuttum
sen de herkes gibisin”

Oysa
son kez sulara gömülmeden yüzüm
son kez
– İyi uykular gündüz düşüm
iyi uykular gecemin hasretliği – diyecektim
yoktun

Bir tanrıya haykırdım sonra küle değdi sızım

Dün gece son kez ellerim yüzünün tenhasında
usulca sokuldum gözlerinin kuytusuna
nefesim değdikçe efsunlu nefesine kesildi soluğum
Unutup ölümün varlığını
sordum
dönüşüne kaç bin yıl var?”

demişti Ayfer.
Sahi dostum, ne çok unuttuk ölümün varlığını ve ne çok bekledik, o hiç dönmeyecek olanların dönme ihtimali olan yıllarını…

Ve Naif Amazon.
Döndüm mesajlarımıza baktım. Bir keresinde, kitabımı okuduktan sonra şöyle yazmış.
“Şu an bir çocukparkında oturdum, paketi sabırsızca açıp arka kapak üstünü okudum bile. Evime ulaşıp, kahvemi yapıp sessizlikte okumaya başlamak için heyecanlandım…
Bir solukta okuyacağım kesin. Şimdiden kapakta okuduklarım bana annemi ve çocukluğumu hatırlattı.
Var olun
Kaleminize
Yüreğinize sağlık.”

Yaralarının kabuklarına gülen yüzler çizen bir kadındı Naif Amazon. Çektiği acıların perdesini aralayıp, hayata dil çıkarırdı.

Vapur güvertesinde.
Aylardan Ekimdir belki.
Kucağında bir kedi.
Dudağının kenarına konan kelebek.
Bir kitap daha okumalı,
düşler kurmalı,
sevdalanmalı.

Elindeki şarap kadehi
Yanağına değen dost yanağı.
Ardında bırakacağı fotoğraflar
Ve fotoğrafların bize anlattığı bir masal.
Bir varmış bir yokmuş gibi
Ateş almaya gelmiş gibi
Daha doya doya sevmeden ve sevilmeden
Ve bitiremeden çayı,
varamadan limana,
edemeden en güzel sözleri,
çekip gitmek buralardan.

Naif de, Ayfer de bilmezler ama her zorda kaldığımda, kendimi çıkmazda hissettiğimde, onların sayfalarını açar, yazılarını okur, fotoğraflarına bakar ve “Al sana direnmek Tamer efendi!” derdim.

Dostlar,
Dostlarım,
Naif Amazon ve Ayfer,
çok kısa bir süreliğine de olsa, varlığınızı benimle paylaştığınız için, ömrümün yollarından geçtğiniz için, hayatıma anlam kattığınız, bana direnişi, kavgayı, acılara rağmen gülümsemeyi öğrettiğiniz ve bir de beni yeniden, yeniden, yeniden insana ve hayata dair umutlandırdığınız için sizlere çok teşekkür ediyorum.

Gittiğiniz yerler bahar bahçe olsun.
Sonsuza dek sevgimdesiniz.

***
Taşa sıkı sıkı sarılıyorum.
Yüzümde bir gülümseme.
Unutmuşum susuzluğumu, açlığımı, yorgunluğumu.
Taş ve ben.
Üstümüzde uçsuz bucaksız masmavi bir tarla.
Sonsuzluğun nefes alıp verişini hissediyorum.
İçimdeki güvercin yavruları bilmediğim bir dilden şarkılar söylüyor.

“Dert neredeyse, derman da oradadır. Soru kimdeyse, cevap da ondadır.”

Ölüm bir bitiş değil, bir başlangıçtır Tamer, korkma. Ha, ille de korkacaksan, geride, seni kalbine gömecek bir insan bırakamamaktan kork. Çünkü asıl ölüm, hiç yaşamamış gibi yaşamış olmaktır! Boş… Bomboş…

Taşla vedalaşıp, kendimi boşluğa bırakıyorum.
Yaş elli beş oluyor ve halen o boşlukta düşüyorum.
Rüya bu ya, sonra ben yazıyorum, siz benim yazdıklarımı okuyorsunuz.

***
Özünüze rast gelesiniz.
Sevgiyle.

t a m e r d u r s u n

Administrator
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir Websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Yazı Atölyesi kültür sanatın, hayatın pek çok alanını kapsayan nitelikli edebiyat içerikli haber sunar. Bu nedenle başka kaynaklardan alınan, toplanan, bir araya getirilen bilgileri ve içerikleri kaynak belirtilmeksizin yayına sunmaz. Türkçenin saygınlığını korumak amacıyla ayrıca Türk Dil Kurumu Sözlüğünde önerilen yazım kuralları doğrultusunda, yayınladığı yazılarda özellikle yazım ve imla kurallarına önem verilmektedir. Yazı Atölyesi, üyeleri ve kullanıcılarıyla birlikte interaktif bir ortamda haticepekoz@hotmail.com + yaziatolyesi2015@gmail.com mail üzerinden iletişim içinde olan, bu amaç doğrultusunda belirli yayın ilkesini benimsemiş, sosyal, bağımsız, edebiyat ağırlıklı bir dijital içerik platformudur. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz. http://yaziatolyesi.com/ Editör: Hatice Elveren Peköz Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/   Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782 -------*****-------
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.