Soğuk Savaş Yıllarında Küçük Barış Elçisi Samantha Smith’in Mektubu
Samantha Smith nükleer savaşı durdurmadı, ama dünyaya barışın, birinin onu istemeye cesaret ettiği anda başladığını hatırlattı.
Nisan 1983. Soğuk Savaş, on yıllardır en korkutucu noktasındaydı. Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği, tek bir hatanın dünyayı sona erdirebileceği bir çıkmazdaydı.
Nükleer füzeler doğrultulmuştu. Güven yoktu. Korku her yerdeydi, Maine’den beşinci sınıf öğrencisi 10 yaşında Samantha Smith’ti annesiyle haberleri izliyordu.
Yetişkinlerin nükleer savaştan sanki kaçınılmazmış gibi bahsettiklerini duyuyordu. Politikacılar tehditler savuruyordu. Gazeteler yok oluştan bahsediyordu. Samantha, dünyayı yöneten yetişkinlerin neden birbirleriyle basitçe konuşamadıklarını anlamıyordu.
Bu yüzden inanılmaz derecede basit ve inanılmaz derecede cesur bir şey yaptı ve Sovyetler Birliği liderine doğrudan mektup yazdı ve milyonlarca yetişkinin yüksek sesle sormaya cesaret edemediği bir soruyu Yuri Andropov’a yazdığı mektupta, sordu.
“Nükleer savaş mı başlatacaksınız?”
Çoğu insan mektubun hükümet arşivinde kaybolacağını veya tamamen görmezden gelineceğini varsaymıştı. Ancak 26 Nisan 1983’te Sovyet hükümeti Andropov’un bu mektuba cevap vermesi dünyayı şaşırttı.
Amerika’nın en büyük düşmanının lideri bir çocuğa cevap yazmıştı. Andropov, Samantha’ya Sovyet halkının savaş istemediğini, II. Dünya Savaşı’nda çok acı çektiklerini ve barış içinde yaşamak istediklerini söylemişti.
Ona, SSCB’de hiç kimsenin Amerika Birleşik Devletleri’ni yok etmek istemediğini söyledi. Sonra kimsenin beklemediği bir şey yaptı ve onu Sovyetler Birliği’ni ziyaret etmeye davet etti.
Diplomatların aynı odada bile zor oturabildiği bir dönemde, 10 yaşında bir kız çocuğu kimsenin açamadığı bir kapıyı açmıştı. Dünya şaşkına döndü.
Samantha daveti kabul etti ve o yaz SSCB’ye gitti. Moskova’yı ziyaret etti. Leningrad’ı gezdi. Bir çocuk kampında kaldı ve kendi yaşındaki Sovyet çocuklarıyla tanıştı; aynı oyunları seviyorlardı, aynı şakalara gülüyorlardı ve tıpkı onun gibi savaştan korkuyorlardı.
Televizyon kameraları onu her yerde takip etti. Gülümsedi. Dürüst sorular sordu. Amerikalıların düşman olduğuna inandırılmış çocukları kucakladı.
Böylece Samantha Smith bir barış elçisi oluvermişti.
Hiçbir hükümet tarafından atanmamış, diplomatlar tarafından eğitilmemişti. O sadece dünyaya korkunun siyasetten arındırıldığında farklı göründüğünü hatırlatan bir çocuktu.
Amerikalılara Sovyet çocuklarının canavar olmadığını, herkes gibi onların da barış istediğini söyledi. Çocuk saflığı ile söylediği için sözleri ağırlık taşıyordu. Hiçbir ajandası yoktu. Gücü yoktu. Yalan söylemek için hiçbir nedeni yoktu.
Kısa bir an için Soğuk Savaş yumuşadı. Ancak sonrasında acı bir olay yaşandı. Ağustos 1985’te, henüz 13 yaşındayken, Samantha Smith bir televizyon çekim gezisinden dönerken bir uçak kazasında hayatını kaybetti.
Bu haber, Demir Perde’nin her iki tarafındaki insanları derinden sarstı. Amerikan liderleri, Sovyet liderleri yas tuttu. Dünyanın dört bir yanındaki sıradan vatandaşlar yas tuttu.
O, yetişkinlerin sormaya cesaret edemediği bir soruyu soran bir çocuktu. Soğuk Savaş’ın sonunu görmeye ömrü yetmemişti ancak tarihin bir anında unutulmaz bir şeyi kanıtlamıştı.
Bazen küresel politikadaki en güçlü güç silahlar, tehditler veya ordular değildir. Bazen elinde kalem, bir soru ve dünyanın daha iyi olabileceğine inanma cesareti olan bir çocuktur.
Samantha Smith nükleer savaşı durdurmadı, ama dünyaya barışın, birinin onu istemeye cesaret ettiği anda başladığını hatırlatmıştı.
***