Türkiye’nin Varoluş Yolculuğu | Suat Umutlu
“Kendini bilmeyen, dünyayı asla bilemez.” Platon
Türkiye;
Beyaz atın zincirlenip siyah atın dizginsiz koştuğu bu yolculukta ya Platon’un ve Gita’nın öğrettiği dengeli rotayı bulacak ya da uçurumun kıyısında kaybolacak mı?
Platon, 2.400 yıl önce yazdığı Phaidros diyalogunda insan ruhunu bir arabaya benzetmiş:
Beyaz at (akıl ve erdem), siyah at (tutku ve dürtüler) ve bu ikisini yönetmeye çalışan bir arabacı (irade).
Arabacı, atları dengeleyebilirse yol alacak ama denge bozulursa araba da devrilecektir,(1).
Binlerce kilometre ötede, Hindistan’da Bhagavad Gita da bedeni bir arabaya benzetiyor ve burada, ‘Atlar’ duyular, ‘dizginler’ zihin, ‘arabacı’ zekâ, ‘yolcu’ ise öz benliktir,(2).
İşte bu iki metafor, Türkiye’nin bugün içinde debelendiği krizi anlatmak için neredeyse profetik bir araç sunuyor.
Zira bizim arabamızda:
Beyaz at (bilim, hukuk, liyakat/erdem) zincire vurulmuş,
Siyah at ise(popülizm, rant, kısa vadeli çıkar/tutku) dizginsiz koşuyor ve
Arabacı ise ya uyukluyor ya da atların peşinden sürükleniyor gibiyse bu arabayı , yaklaşmakta olduğu uçurumdan çevirebilir miyiz?
Platon’un arabasında esas mesele zıtların uyumu:
Beyaz at yüksek ideallere, siyah at dünyevi arzulara koşarken, Arabacının görevinin bu gerilimde dengeyi bulmak olması…
Gita’da öz ile duyular arasındaki mücadele vurgulanıyor, yani duyular kontrol edilmezse, benlik hakikatin yolundan sapacağı…
Türkiye özelinde kısa başlıklarla diyebiliriz ki;
Bilim, hukuk, sanat gibi yüksek değerlerin sistemli şekilde geriletilmesi, o Beyaz atın zayıflamasıdır diyebiliriz ama popülizm, rant kültürü ve kısa vadeli çıkarların dizginlenemez hale gelmesine ne diyelim, acaba Siyah atın azması olabilir mi?
Ya, Devlet aklının ve uzun vadeli planlamanın çöküşü, Arabacının yeteneksizleşmesi olsa gerek…
Soralım,
Türkiye’nin Arabası Neden Yoldan Çıktı?
Platon’a göre arabacı, “ruhun yönetici kısmı” idi, oysa Türkiye’de devlet mekanizmasında kurumlar tarafsızlığını kaybetmiş, yargıdan eğitime kadar birçok alanda liyakat yerine sadakat ön planda ,uzun vadeli planlar vs.popülist hamlelere feda edilerek arabayı sürecek irade de zayıflatılınca, yani Beyaz at dediğimiz akıl zayıfladıkça siyah at dediğimiz tutkular toplumu böldü ;
Adalet, güçlünün lehine işlerse, eğitim eleştirel düşünceyi değil itaati öğretirse, ekonomi üretmek yerine “köşe dönmeye” odaklanırsa, O arabanın tekerlekleri çamura batmaz mı?
Zaten,
Bhagavad Gita’da “atlar kontrol edilmezse, araba kaybolur” diyor. Türkiye’de, “güçlü lider” mitiyle sorunların ertelenmesi ve “düşman yaratma” siyasetiyle gerçeklerin üstünün örtülmesi kabul edilebilir mi?
Bir kriz var ve denge nasıl bozuldu diyerek;
Eğitimde…
Platon’un Akademia’sının, geometri kapısında “Geometri bilmeyen giremez” yazıyormuş. Bizdeki eğitimde, ruhun beyaz atını beslemesi yerine onu aç bırakmak sözkonusudur. Ezberci sistem eleştirel aklı köreltince mesela 2023 PISA verilerine göre, Türk öğrencilerin %45’i temel bilimsel yeterlilikten yoksun kalmış…
Adalet mi?
Platon’un “Devlet”inde hakikat, gölgeler mağarasından çıkabilmekle mümkün iken bizde mesela mahkemelerimizde gölgeler gerçeklerin önüne geçmiş ve bu nedenle Yargı bağımsızlığı endeksinde 140 ülke arasında 117. sıradayız.
Ekonomide…
Sanki, Gita’nın uyardığı maya tuzağına düştük: Göstergeler büyüyor ama refah bir türlü artmıyor. GSYH son 20 yılda 3 kat artmış! Ama asgari ücretin satın alma gücü %40 azalırken rant ekonomisi de üretim ekonomisini ezip geçmiş…
Eminim,
Ne yap(ıl)malı ya da o dizginler yeniden ele alınabilir mi duygusunda ya da modundasınız..
.
Düşünün,
Arabacıyı uyandırmak en iyi yoldur belki de…
Mesela, kurumsal reformlar neden olmasın?Yargı bağımsızlığı (HSK ve Anayasa Mahkemesi’nin tarafsız yapısı), liyakat şartı (kamu atamalarında torpil değil, yetenek), yerel yönetimlerin güçlendirilmesi (merkeziyetçilikten kurtulmak) gibi…
Beyaz atı besleyemez miyiz, mesela ‘Aklın Dirilişi’ndeki engelleri kaldıramaz mıyız?
Bilimsel müfredat (ezber değil, sorgulama), üniversitelerin özerkliği (siyasi baskıdan arındırma), medya okuryazarlığı (yalan habere karşı toplumsal bağışıklık) gibi…
Kimbilir, siyah atı terbiye etmek belki de en çok ihtiyaç duyulandır yani o kabul edilemez tutkuların disiplin altına alınması…
Rant ekonomisinin sonu (inşaat değil, teknoloji ve tarıma yönelim), siyasette nefret söylemi yasağı (kutuplaşmayı besleyenlere ceza uygulaması) gibi…
Gökkuşağı atlarını birleştirmek, yolu yeniden çizmek de önemli diye düşünüyorum, ki “Dharma”yı Bulmak…
Hint felsefesindeki “Dharma” (doğru yol), Türkiye için anayasal vatandaşlık (etnik-dini kimlikler üstünde birleşme), dayanışma ekonomisi (kooperatifler, yerel üretim), gençlere gelecek vaadi ve nitelikli istihdamları vs.
Peki,
Çıkış, bu iki felsefenin işaret ettiği yol olabilir mi?
Platoncu Çözüm, Sokratik sorgulama ile toplumsal aklı uyandırmak…Filozof-krallar değil ama liyakatli yöneticiler gerekiyor. Yani bilgiyi, hapsolduğu gölgeler mağarasından çıkarmak önemli.Kısaca eğitim…
Gita’nın Öğretisinde ise nefs terbiyesi ile duyuları dizginlemek yani Dharma (görev bilinci) ile hareket etmek, Bhakti (adanmışlık) ile toplumsal bağları güçlendirmek sözkonusudur.
İşte,
Türkiye İçin Somut Adımlar…
Eğitimde bir devrim, mesela felsefe ve mantık derslerinin zorunlu hale getirilmesi, öğretmenlerin statüsünün yükseltilmesi gibi,
Adalette, yargıya güveni yeniden inşa etmek,siyasi etkiden uzak tam bağımsız yargı, herkes için eşit hukuk, ayrıcalıksız adalet, şeffaf ve gesap verebilir kararlar,hukukun üstünlüğü gibi…
Ekonomide bir denge: AR-GE yatırımlarının GSYH’nın %3’üne çıkarılması, kooperatifçiliğin teşviki (Mondragon modeli) gibi…
Tüm bunlar neden olmasın? diyorum.
Ya siz?
Biliyoruz ki Platon’un siyah ve beyaz atları, insan ruhunun temel iki kutbunu simgeliyor,ancak bugün Türkiye’nin arabası artık sadece iki renkten ibaret değil; gökkuşağının tüm renkleri karmaşık ve iç içe geçmiş durumda diye düşünüyorum,(3).
Bu renklerin çeşitliliği çoğu zaman ne sorulara ne de sorunlara gerçek bir çözüm üretme gücüne dönüşmüyor, bu renkler içinde mesai harcayanlar, sanki hayal aleminde yol alan yolcu gibiler ve sorunları derinlemesine anlamak yerine, görünürdeki renk oyunlarıyla meşgul oluyorlar …
Bu arada gerçeğin kendisi de giderek uzaklaşıyor, işte bu yüzden, gerçek bir dönüşüm ancak sadeleşmekle, temel değerlere dönmekle ve Platon’un arabacısının uyanıp dizginleri eline aldığı bir bilinçle mümkündür.
Gökkuşağının tüm renkleri içinde kaybolmadan, her rengin anlamını, yerini ve görevini bilerek ilerlemek zorundayız ve bu farkındalık doğmazsa, renkler sadece göz boyayan birer illüzyon olarak kalacak ve Türkiye’nin arabası, son sürat uçuruma sürüklenecektir, maalesef…
Oysa,
Gerçek yolculuk, renklerin büyüsünü değil, o renklerin ardındaki gerçeği görenlerin elindedir ve olmalıdır
Sonsöz: Ya Yolu Düzelteceğiz Ya da Kaybolacağız
Önce bir tanı koyalım mı?
Platon’un arabası, “yönetil(e)meyen ruhun çökeceği” uyarısını yaptı mı, Türkiye’nin arabası da iki uçurum arasında mı?
Bir yanda dizginsiz popülizm, diğer yanda umutsuz bir suskunluk,
Bir yanda geçmişe özlem, diğer yanda gelecek korkusu var mı yok mu?
Değerli Okurlar,
Platon’un mağara alegorisindeki mahkûmlar gibi, biz de gölgeler dünyasında yaşıyoruz. Gita’nın uyardığı maya perdesi de gerçekleri örtüyor ama her iki gelenek çıkış yolunu da gösteriyor: Hakikate ulaşmak için önce kendimizi bilmeliyiz. Evet kendimizi tanıyacağız, aynanın karşısına geçip, “Ben kimim?” diyeceğiz.
Ama,
Arabayı düze çıkarmak için, tekerlekler uçurumun kenarına değmeden harekete geçmek için “Akıl ve mantığın halledemeyeceği mesele yoktur.”diyen Mustafa Kemal Atatürk ‘e ve “Kendi zihnini kontrol eden kişi için zihin en iyi arkadaştır; kontrol edemeyen için ise en kötü düşmandır.” diyen Bhagavad Gita felsefesine de kulak vermek gerekir.
Ya şimdi… Ya asla!
Av.Suat Umutlu / Çivril
____
(1) Platon ve Araba Metaforu
Platon (MÖ 427–347), Sokrates’in öğrencisi ve Aristoteles’in hocası olarak Batı felsefesinin temel taşlarından biridir. Phaidros’ta kullandığı araba metaforu, insan ruhundaki akıl ve tutkular arasındaki denge mücadelesini sembolize eder. Platon için erdemli bir yaşam, arabacının (irade) beyaz ve siyah atları uyum içinde yönetebilmesiyle mümkündür
(2) Hint Felsefesinde Bhagavad Gita
Bhagavad Gita, Mahabharata destanının bir bölümüdür ve MÖ 2. yüzyıl civarında yazıldığı düşünülür. Hindu felsefesinin temel metinlerinden olan Gita, insanın içsel yolculuğunu ve görev bilincini (dharma) anlatır. Araba benzetmesi, duyuların kontrolü ve öz benliğin (atman) aydınlanması için bir rehberdir.
(3)“Acaba insan, bilinenlerin belirsizliğinde kalan, atları artık Platon’un siyah ve beyazı değil gökkuşağının renklerini taşıyan, ancak ne sorulara ne de sorunlara karşı koyabilen, ve görünürde bir hayal aleminde yürüyen ve yol alanlar mıdır?”
(Suat Umutlu)
…