Yüzleşme | İsmail Bahadır Arpacı
Sesinin yankıları kulaklarının duvarlarında olmasın, göz perdenin karanlığında siluetin aydınlanmasın istiyorsun.
Gecenin karanlığında yürürken karşılaşmaktan korkarsın kendinle, hesaplaşmaktan, veremeyeceğin cevaplarla yaşamaktan utanırsın. Yolun uzun olduğunu bilmene rağmen kısa adımlarla gitmeye çalışırsın; iç çekerek dönülmez sandığın duraklara yalnız varmanın sönüklüğünü hissetmek istemezsin. Yüreğinden sızan sözleri işitmesinler diye kendine bile söyle(ye)mezsin. Sözlerin altında ezilmekten korkarsın; o sözlerin parçalayacağı dünyayı düşünmekten. Er geç gelir o an, artık demir almak vakti gelmiştir duygular limanından.
Cesaret insanın en zor anlarında yırtılan duygularını nefesinde solumaktır. Çıkmaz bir sokakta atılamayan adımların adıdır. Sıkıştığında iki duvar arasında, ileri atılan ilk adım gibi görünse de bazen geri dönen ayakların izinde gizlidir cesaret. Bazen yaşamaktan vazgeçiştir. Bir vazgeçiş öyküsünün ne denli yürek istediğine kimseyi ikna edemezsin. İnsan sevildiğini işitmekten hiç vazgeçer mi? Yüreğinin sırlarını açmak ister mi kapanan kapılara?
Bir telefonun ucundaki sesi dinlerken susabilmektir, söylemek istediğin onca şeye rağmen. Kırık bir camın tozlu yansımasında saçlarına düşen aklarla yüzleşebilmektir. Gün akşama dönerken hüznünü gölün sessizliğine bırakabilmektir. Çaresizliğine yalnızca oradan geçen balıkların şahit olmasına razı gelebilmektir. Yanıtını alamayacağın cümleleri gecelerce sayıklayabilmektir.
Yıllar geçmesine rağmen okunmuş kitapları tozlu raflardan indirip ilk sayfasında bildik tanıdık insanları hatırlar. O anıların yıkıp geçtiği dününü, bugününü yargılar insan. Bir cevap niteliği taşısa da bu yargılar, ayaklarının prangaları olmaktan öteye gidemez. İlk sayfalarında neler saklıdır bilinmez. Belki yaşanılamayan hikâyelerin bitiş cümleleri, belki de tozlu raflarda unutulmuş eski şiirler. Bitiremediğin cümleleri kurmakla başlarsın ilk önce. Sonra havadan sudan bahseder, konuyu aşka getirirsin. Bir araya gelememişlerin gizli sığınağıdır, yaşanılmamış anların kavuşma ihtimali. Tozlu kitapların sana gösterdiği şey yeniden kavuşmak değil, yaşanamayan yılların eksikliğidir.
Yolların kesişmesi bir telefonun ucunda da olabilir bir çay bardağının yanında da. Savrulurken akşamın kızıllığında anlattıklarından çok anlatamadıklarına takılırsın. Başka bir dünyada, başka bir anda senaryolar kurup kavuşma anını hayal edersin. Rüzgârın sesiyle uyanırsın hayallerin içinde, yüreğin cız eder kavuşamadığın dünlere. En çok da ona yanarsın, muhtemel imkansızlıklara. Karanlığın içine doğan yıldızlara isim verirsin, umuda dair şarkılar söyleyerek. Sessiz sedasız yürürsün gecenin karanlığında bir daha olmayacak her şeye veda ederek.
Senin ellerinden tutunca sanki dünya yeniden doğacak diyor bütün şiirler. Bir kere bıraktığın ellerin yeniden ısınacak mı ellerimin arasında? Yoksa bir ayrılık, insana yalnızca acziyetini mi gösterecek? Dünya dönecek, yeniden yağmur yağacak, toprak yeniden tohumlar yeşertecek. İnsan dünyanın sessizliğinde kaybolan bir umudun peşinde yürümeye devam edecek. Ellerinden kayıp giden gençliğini yüreğinde taşıyarak kendini yokluğuna emanet edecek. Ne bir sitem, ne bir çağrı…
Kanayan yanlarının içinde, kendi sessizliğinin iç sesiyle…