Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay 23 °C
Parçalı Bulutlu

40 Sanat Yılı Armağanı Eğitimden Yazına Bir Uzun Koşu | Müslüm Kabadayı

40 Sanat Yılı Armağanı Eğitimden Yazına Bir Uzun Koşu | Müslüm Kabadayı

Kitap Değerlendirme Yazarı: Zeynel TEMİZKAN

MÜSLÜM KABADAYI’NIN 40. SANAT YILI ARMAĞANI EĞİTİMDEN YAZINA BİR UZUN KOŞU KİTABI ÜZERİNE

11 Nisan 2026 tarihinde Müslüm Kabadayı’nın 40. Sanat Yılı dolayısıyla Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi’nde bir etkinlik düzenlenmişti. Etkinliği düzenleyen kurul, aylarca çalışmanın ürünü olarak bir de Armağan Kitap basılmasına karar vermişti. Oldukça hacimli olan bu kitap, etkinlik ile aynı zamanda okuyucularıyla buluştu. Kitap; incelemeler, anılar, şiirler, mektuplar, akraba yazıları, köylülerden yazılar, öğretmen arkadaşlarından yazılar, öğrenci yazıları, veli yazısı, resim-karikatür, röportajlar, gazete haberleri, gazete kesikleri, fotoğraflar ve etkinlik afişleri bölümlerinden meydana gelmekte. Dolu dolu 424 sayfalık bir kitap.

Bana göre Müslüm Kabadayı’nın yaşamı ve yazdıkları birlikte bir ahlaki manifesto olarak görülebilir. Etkinlikte yaptığım konuşmada bunu vurgulamaya çalışmıştım. Kitabın tamamını okuyunca, yediden yetmişe tüm ‘’iltisaklı’’ olanların da benzer duygu ve düşünceler içinde olduğunu görünce, sadece gerçeği dile getirmiş olmaktan kaynaklı mutluluk duydum. Kitabı tanıtım yazısı yazayım derken kitabı özetleme durumunda kalıyordum. Çünkü, her yazan benzerlikler kadar biricik şeyler de yazıyordu. Sonuçta ister istemez seçmek ve azaltmak durumunda kaldım. Etkinliği ve kitabı düzenleyen kurulun (Sadık Güvenç, Ozan Uyumlu, Zeki Güldü, Zeynel Korkmaz ve Mustafa Akdağ), ‘’Bu inceleme, değerlendirme yazılarının her biri kuyumcu titizliği ile işlenmiş değerli saptamalar içeriyor. Unutmuşsak anımsatıyor, bazen de görmediğimiz yerleri gösteriyor.’’ demesinden dolayı, ben de eserleri inceleme yazılarından tasarruf yapmamaya gayret ettim.

İnönü Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Bayram Kaçmazoğlu,’’Müslüm Kabadayı, öykülerinde ağırlık olarak Antakya bölgesinde yaşayan çeşitli kesimlerin kültürünü, inançlarını, sosyo-ekonomik sorunlarını, doğa tahribatını, farklı etnik-dinsel-kültürel grupların kendi içlerindeki ve birbirleriyle olan ilişkilerini, sınır ötesinde devam eden ve bölgeyi de derinden etkileyen emperyalist kökenli çatışmaları, tarihsel ve güncel bağlamda konu edinmektedir.’’ demektedir.

Yazar Serpil Çelenk Güvenç, “Değerli yoldaşım Müslüm hemşehrim olur. Birlikte bir eylemde, bir toplantıda bir araya geldiğimizde ya da eserlerini okurken yeterince tanımaya, öğrenmeye fırsat bulamadığım baba yurdumdan bir parçayla buluştuğumu hissederim.’’ demektedir. Bilindiği gibi yazar, Deniz Gezmiş’in avukatı Hataylı Halit Çelenk’in kızıdır.

Şair Yusuf Kaptan, “Ülkesinin dağını taşını yaya olarak sekmeden yaşar. Tıpkı ilkbaharda çayır çimende çiçek toplayan, sekerek kelebek kovalayan çocuklar gibi sever yurdunu. Şahbazdır, durmadan dostluk biriktirir anıların yanı sıra. Kaybolan değerlere ulaşır, bu nedenle zamanın arşivini tutar. Hafızasını da bir arşiv gibi tutar.’’demektedir.

Şair-Yazar Adil Okay,’’ Zor iş elbette…Gerçeği estetize edip, dönüştürüp öykü diliyle yeniden yaratmak. Popülizm kolaycılığına düşmeden yeni bir dil-üslup oluşturmak. İşte, Müslüm Kabadayı, bunu denemiş öykülerinde. Edebiyatı ve hayatı ciddiye almış. ‘’Modası geçti bu temaların’’, diyenlere inat: İnsan demiş. Önce insan’’demektedir.

Şair-yazar Ali Ozanemre, “Çok okuyan, çok okuduğu için çok anlatım biçimi bilen yazarın anlatımı yalnız kendi anlatımına benziyor, başka hiçbir yazarın anlatımını çağrıştırmıyor. Söz gelimi öyle sözler edeyim ki sanatçı desinler gibi bir kaygısı hiç yok. Ne diyecekse onu, söz oyunlarına sarılmadan en açık, en anlaşılır nasıl söylenebilirse öyle söylüyor, yazıyor. Bu nedenle uzun betimlemelere girişmiyor, işin özüne bir katkısı olmayan konucukları söz arasına sokuşturmuyor, süslemelere kalkışmıyor. Arada ustaca yapılan betimlemeler de yerli yerinde. Bunlar da yazılanların kolay okunmasını sağlıyor.’’ demektedir.

Şair Nevruz Uğur, “Dil en büyük gezgin ise, coğrafyalarda dili arayan, araştıran, derleyen ve ilgililerine yeniden üretim için sunanlar bu gezginin ‘rehberi’dir sanırım.’’ demektedir.

Yazar Recep Yıldırım, “Konusu olan bir sanatçı aydındır Müslüm Kabadayı. Hatay araştırmaları konusundaki yetkinliğini yazdığı kitaplarla kanıtlamıştır. Hataylı sanatçıları, halk ozanlarını tanıtmış, onların eserlerini derlemiş kitap haline getirmiş, getirilmesine yardımcı olmuştur.” demektedir. Ayrıca, “Sırtındaki küfeyle Akdeniz’in yamaçlarından işe yarar ne varsa toplayan, onları büyük bir tutkuyla seven, müthiş bir merakla inceleyen ve dönüşünde Anadolu’nun tüm halklarına topladıklarını ayrım yapmadan dağıtmaya çalışan bir insan…” demektedir.

İzmir Bakırçay Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Kemal Dil, “…yeni bir biyografi alt türü, etno-biyografi adıyla çalışmada okuyucuya önerilmiştir. Bu noktada çalışmada, etno-biyografi, özne ile topluluk (etnos) arasındaki varoluşumsal ilişkide, özneyi niteleyen toplumsal ve doğal süreçler, ilişkiler ve dinamikler odağında biyografinin yeni bir türü olarak tanımlanmıştır. Ayrıca bu tanım önerisi, bir aydın, yazar, öğretmen, aktivist olan Müslüm Kabadayı’ya ilişkin uzun yıllara dayalı gözlemlerim, deneyimlerim ve derinlemesine görüşmelerim ışığında örneklendirilmeye çalışılmıştır.” demektedir.

Şair Halil Yılmaz Hıtmiye, “Kabadayı öykülerinde, yaşadığımız topraklarda düşle yaşamın gerçekliğini, çelişkilerini harmanlayarak anlatıyor. Müslüm Kabadayı’nın yüreği, düş dünyası doğup büyüdüğü topraklar kadar bitek. Mayasını oluşturan ailesine, toplumuna ve topraklarına benziyor. Kendi topraklarından beslenmeyen bir yazarın ulusala ve evrensele ulaşamayacağı bilincinin ayrımında yazıyor.” demektedir.

Yazar Sadık Güvenç, “Gerek günlüklerinde gerek araştırma ve inceleme kitaplarında gerekse öykülerinde yazarın toplumsal kaygı taşıdığını, toplum için sanat kaygısıyla yazdığını görmek mümkündür. Klasik bir deyişle ‘halk için edebiyat’ düşüncesiyle yazıyor. Bu yüzden de sanat yapmak için uğraşmıyor…Kurgu onun için hep ikinci planda kalıyor.” demektedir.

Anılar bölümündeki yazılarda yaşantılar, ilişkiler ön planda olduğundan duygu yoğunluklu anlatılar olduğu, belki de bu nedenle daha etkileyici yazılar olduğunu söyleyebilirim. Hepsi birbirinden etkileyici bu yazılardan seçme yapmak çok zor oldu. Yoksa yukarıda değindiğim gibi yeni bir özet kitap oluşturmak gerekecekti.

Şair-yazar Ozan Uyumlu, Müslüm Kabadayı’yı “kendi sınıfın içinde, sınıftan yana bir organik aydın’’ olarak nitelemekte ve şöyle demektedir: “Günümüzde değerler yozlaşıyor, insan ilişkileri duyarsızlaşıyorken maalesef edebi üretim ilişkileri, edebiyatçılar arasındaki davranış ve iletişim biçimleri ile ilişkileri de bundan payını alıyor. Buna karşın edebi ahlak ya da edebiyatta etik tartışmaları yok denecek kadar az. Müslüm Ağabey’in edebiyat yapma nedeninde rol oynayan ahlaki ilkeler -ki toplumun gerçek yararına çalışmak ahlaki bir çıkış noktasıdır- edebi ilişkiler kurarken de onun rehberi oldu.”

Şair Ahmet Özer,’’Nereye giderse gitsin Hatay’ı da beraberinde taşımıştır.” dediği yazarla ilgili olarak, “Müslüm Kabadayı’nın yüreğinin bir yerinde sarıp sarmaladığı bir şair durur. Bu, onun şairi olduğu kadar benim de birçoğumuzun da çok sevdiği Ali Yüce’den başkası değildir.” demektedir.

Yazar Kerim Dönmez, “Müslüm Kabadayı’nın en temel özelliği yazma tutkusudur. Yazmaya aşkla bağlıdır. Konu yazma olunca ağır, sakin nerdeyse yavaş diyebileceğim Müslüm Kabadayı hemen hareketlenir; olağanüstü bir çalışkanlıkla üretmeye başlar.” demektedir.

Yazar Kurtul Kavlak, “Kabadayı, sadece bir konuda derinlere inip bir kavak gibi bir konuda yükselmek yerine, dört bir yandan derlediklerini değerlendirip bir zeytin ağacı gibi meyvelerini dört bir yana dağıtmayı seçmiş.” demektedir.

Yazar Aydın Yılmaz, “Merakı sınırsızdı. İnsanlar, tarih, göç, edebiyat… Hepsi aynı dikkatle ele alınıyordu. Ve ben fark ediyordum ki Hoca, yalnızca görmek için bakmıyor, anlamak için duruyordu.” demektedir.

Araştırmacı Arif Suavi Okay, “Babam Süleyman Okay’ın 2000 yılında yapılan anma etkinliğinin akışını ve sunulmasını Müslüm Hoca yönetmişti. Antakya sosyalist tarihinde önemli yeri olan mücadele insanı Süleyman Okay’ın anma programı tamamlandığında hepimiz bir duygu seli içindeydik.” demektedir.

Fotoğraf Sanatçısı İlker Maga, “Bir yaratıcı için asıl ölçü tek tek eserlerinden çok daha bütün bir hayatıdır.” demektedir.

Makine Mühendisi olup iki dönemdir Fındıklı Belediye Başkanlığı yapan Ercüment Şahin Cervatoğlu, “Farklı siyasal geleneklerden gelmiş olsak da aynı toprağa, aynı insana, aynı özgürlük idealine duyduğumuz inanç, bizi hep bir yoldaşlık ilişkisinde buluşturdu. Belki de bu yüzden onunla her karşılaşmam, hiç ayrılmamışız gibi hayatın içinden süzülmüş bir deneyim paylaşımına, sessiz ama derin bir dayanışmaya dönüştü.” demektedir.

İsviçre’de yaşayan ve 1990’lı yıllarda İnsancıl Dergisi Adana Temsilciliğinde üretimde bulunan yazar Muhittin Çoban, “Hesabı yapılamayan her uzaklığın uzaklık olmadığını göreceksiniz. Bir bakarsınız tüm anılarınız yarından bir gün önce yaşanmış gibi taze duruyordur.” demektedir.

Şair Yonca Yaşar, “Kabadayı’nın araştırmacı yönü, belgeselciliği büyüdüğü toprakların defne kokusundan sedir ağacı serinliğine, gerebiç tatlısından antika çarşılarının uğultusuna kadar her duyuya uzanan yollar açıyor.” demektedir.

Zonkişot Dergisini uzun yıllar çıkaran Özlem Yücesan, “Hataylı olan yazar Akdeniz kültürüne ilgisi ve araştırmacı yaratıcılığıyla eserler verirken, diğer ‘deniz’lerin ve gördüğü her coğrafyanın toplumsal, kültürel yapısıyla da ilgileniyor, insanın yaratıcılığının sonsuzluğuna hayranlıkla ve o değerbilir yapısıyla bilgisini paylaşıyordu.” demektedir.

Şair Arif Berberoğlu, “Yaşadıklarının kırıntısını bile heba etmeden yaratıcılık tezgahında bir kuyumcu titizliğiyle işleyip okurun önüne koymadaki ciddiyetini ve ustalığını özellikle belirtmeliyim.” demektedir.

Yazar Davut Köksoy, “…Yüksek sesle konuşmaz, acele etmezdi. Etrafı süzer, kısa bir ‘merhaba’yla varlığını duyururdu. Masanın üzerindeki dağınık kağıtlara bakar, sanki hangisinin gerçekten konuşmayı hak ettiğine karar verirdi. Ne kendini merkeze alırdı ne de otorite kurmaya çalışırdı ama tuhaf bir biçimde toplantının ağırlık merkezi sessizce ona doğru kayardı.” demektedir.

Psikolog-Şair Aykut Sağır, “…ideolojisini yansıtan tarih ve coğrafya bilinci, dile, farklı etnosların konuştuğu dillere duyduğu öğrenme aşkı, devrimciliği, onu okuduğu fakültenin, zamanında kapısından Muzaffer Şerif’lerin, Niyazi Berkes’lerin, Behice Boran’ların geçtiği Dil ve Tarih-Coğrafya’nın adının hakkını en fazla veren öğrencisine, en iyi yansımasına dönüştürmüştü belki de.” demektedir.

Şair-Yazar Bekir Dağsever, “…Müslüm Kabadayı için Adanalı desem değil, Osmaniyeli desem hiç değil. Ankaralı desem olamaz. Onun nereli olduğunu hemen yazayım. Alçak gönüllü, duygu ve tutkularını, kültürel gizemini bir arada tutan engin ve derin sezgisiyle o bir dünyalı.” demektedir.

Şair-tiyatrocu Mete Alpsar, “Müslüm Kabadayı, ivecenliği, araştırmacı kişiliği, çalışkanlığı, yaratıcılığı ve üretkenliğiyle, benim asla yapamayacağım bir şeyi yaparak, ne yapıp edip seksen yaşın üzerindeki annemi, yaşadığı topraklara, annesinin anılarını, dedesini ve eserlerini anlatmak üzere Antakya’ya götürüp yerel bir televizyonda programa çıkarmayı başardı.” demektedir. Antakya’daki kütüphane kurucularından Hoca Bekir Efendi’nin torunu emekli öğretmen Türkan Alpsar, dedesini Antakyalılara anlatmanın sevincini, ömrünün dalyasını yapmak üzere olduğu bugünlerde de yüreğinde taşımaktadır.

Şair-derlemeci Seçkin Zengin, “Yazabileceği bir konu varsa mutlaka yazar, verdiği sözü mutlaka tutar. Bana sürekli yazı vermesinin yanında, yazar arkadaşlarını da benim kitaplarımda yazmaları için teşvik ederdi. Bu yazıyı yazmak, tarihe not düşmek açısından benim için bir zorunluluktu.” demektedir.

SES Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Sadet Berkyürek, “…Kabadayı’nın üretimi, yalnızca bireysel bir edebiyat serüveni olarak değil, yerel belleğin, kültürel direncin ve kamusal sorumluluğun yazıyla kurduğu kalıcı ilişki olarak okunmayı hak eder.” demektedir.

Şair-yazar Musa Artar, “Yıllar önce birçok kez Keldağ’a çıkmıştım. Arapçada Cebel-i Akra, antik çağda Casius olarak bilinen bu dağın eteklerinde gördüğüm alıç ağaçları çok dikkatimi çekmişti.  Keskin kayalıkların arasında, neredeyse hiç toprağın olmadığı bir ortamda, kışların ayazına, yazların kavurucu sıcaklarına karşın hayata tutunan, tutunmak bir yana, müthiş lezzetli meyveler sunan alıç ağaçları… Köy enstitülü öğretmenleri bu alıç ağaçlarına benzetirim. Müslüm Kabadayı’da alıç soylu bir kuşağın son halkasıdır.” demektedir.

Şiirler bölümünde Ali Çuhadar, Bedran Cebiroğlu, Mehmet Ercan, Ömer Faruk Hatipoğlu, Nevruz Uğur, Mehmet Korkmaz ve Nurettin Aydın’ın şiirleri yer almaktadır. Mehmet Ercan “Dosta Methiye” adlı şiirinde şöyle seslenmektedir:

methedeyim bir dostumu sizlere

özü temiz, sözü temiz bir insan.

varlığı mutluluk verir bizlere,

usu temiz, yüzü temiz bir insan.

 

Mektuplar bölümünde yazarın yakınlarına, Antakyalı Şair Bedran Cebiroğlu’na, Feridun Büyükyıldız’a, 2018’de hayatını kaybeden köy edebiyatı denince akla gelen ilk isim olan Mahmut Makal’a ve Ender Özbay’a yazdığı mektuplar yer almaktadır. Mektuplar hangi konuda olursa olsun yazarın ortaklaşmacı-paylaşımcı düşüncelerini yansıttığı söylenebilir. Köy Enstitülü öğretmen-yazar Mahmut Makal’a ölümünden sonra yazılan mektupta, “Bu mektup size nasıl ve ne zaman ulaşır bilemiyorum ama aydınlık geleceğimizin yaratıcı üretken ve ortaklaşmacı kuşağı mutlaka bu mektupta dile getirdiklerimizi okuyacaktır. Sizi ve bizi de aşarak doğayla uyumlu eşit ve özgür insanların ülkesini, toplumsal düzenini kuracaklardır.” denilmektedir.

Akraba ve köylülerinin yazılarında kan bağını, hemşehriliği çok aşan yönler bulunmaktadır. Yıllardır gerek memleketinde gerekse Ankara’da kendisine gelenlerin sorunlarıyla nasıl ilgilendiğinin tanığıyım. Sevgi ve saygının temelinde büyük bir emeğin yattığını söyleyebilirim. Bu yazıların okunmasından, insanlaşmanın her şeyin üstesinden gelebilecek bir güç olacağı hissiyatına kapılmamak mümkün değil. Öğretmen ve öğrenci yazılarına örnek olması bakımından bir zamanlar öğrencisiyken şu anda tıp doktoru olan Behçet Varışlı’nın yazısından kısa bir bölüm alıyorum: “Müslüm Hoca bana Türkçe ve Edebiyat öğretmedi; düşünmeyi öğretti. Sorgulamayı, metnin arkasını görmeyi, kelimelerin taşıdığı yükü fark etmeyi… Eleştirel bakış açısıyla tanışmam onun sayesinde oldu. Okumak, onunla bir alışkanlık olmaktan çıkıp bir bilinç haline dönüştü.”

Sait Munzur benim de Dil-Tarihli yıllardan tanıdığım bir arkadaşımdı. Uzun yıllardır görüşmemiştik. Etkinlikte onunla karşılaşmaktan ve kitapta karikatürünü görmekten sevinç duydum. Ressam Zeki Güldü, 12 Eylül döneminde Hocayla birlikte Ankara Emniyeti ve Mamak Cezaevi’nde yaşadıklarını kitabın “Anılar” bölümünde anlatmıştı. Çizdiği desenlerle içerideki anları sonsuza taşımış oldu.

Kitabın röportajlar bölümünde Yazar Hatice Elveren Peköz, Şair Edip Yeşil ve Şair-Yayıncı İbrahim Tığ ile yapılan röportajlar yer alıyor. Peköz ve Yeşil’in Müslüm Kabadayı’yla yaptıkları röportajlarda daha çok göç olgusu üzerinde duruluyor. İnsanlık tarihi boyunca meydana gelen göç hareketlerinin insanlığın biyolojik ve kültürel gelişmesi üzerinde etkili olduğunun vurgulanması önemli bir nokta olarak dikkati çekiyor. İbrahim Tığ ile yapılan röportaj ise Suriye ağırlıklı olup emperyalist müdahalenin başlangıç yıllarında yapılmış.

Kitap, yozlaşmış bir dünyada yazılan ve yaşanılan ahlaki duruşla insana umut aşılıyor.

Zeynel TEMİZKAN

   3 Mayıs 2026

 

Administrator
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir Websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Yazı Atölyesi kültür sanatın, hayatın pek çok alanını kapsayan nitelikli edebiyat içerikli haber sunar. Bu nedenle başka kaynaklardan alınan, toplanan, bir araya getirilen bilgileri ve içerikleri kaynak belirtilmeksizin yayına sunmaz. Türkçenin saygınlığını korumak amacıyla ayrıca Türk Dil Kurumu Sözlüğünde önerilen yazım kuralları doğrultusunda, yayınladığı yazılarda özellikle yazım ve imla kurallarına önem verilmektedir. Yazı Atölyesi, üyeleri ve kullanıcılarıyla birlikte interaktif bir ortamda haticepekoz@hotmail.com + yaziatolyesi2015@gmail.com mail üzerinden iletişim içinde olan, bu amaç doğrultusunda belirli yayın ilkesini benimsemiş, sosyal, bağımsız, edebiyat ağırlıklı bir dijital içerik platformudur. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz. http://yaziatolyesi.com/ Editör: Hatice Elveren Peköz Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/   Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782 -------*****-------
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.