6 Şubat Deprem Sonrası Hatay’da Hayat / Seyfettin Babat
6 Şubat bizim için sadece bir tarih değildir: yerle bir olan evler, yitip giden canlar, bölünen aileler, yarım kalan cümleler…
Bu depremin en ağır yanı, yalnızca duvarların yıkılması değildi. Ailelerin içindeki denge de sarsıldı, tahammül azaldı, öfke daha çabuk yükseldi, kimi evlerde sessizlik büyüdü; kimi evlerde ise dayanışma, “birbirimize tutunursak ayakta kalırız” diyerek yeniden kuruldu.
Deprem sonrası hayat; barınma belirsizliği, zorunlu göç, tekrar tekrar yer değiştirme ve “rutin” dediğimiz o görünmez emniyet kemerinin kopmasıyla yeniden yazıldı. Okul, iş, beslenme, uyku… Hepsi dağılınca, özellikle çocukların dünyası daha da kırılganlaştı: ayrılık korkusu, uyku bölünmeleri, irkilme, yapışma, kaygı…
Ve bir gerçek daha: İlk günlerin güçlü dayanışması, zaman geçtikçe azalınca, birçok insanın içinde yalnızlık ve tükenmişlik büyüdü. İyi olmak uzun zaman ister. Psikososyal destek, sadece bireye değil; aileye dokunduğunda güçlenir. Çünkü travma bazen tek bir bedende değil, bir evin bütün odalarında dolaşır.
Bugün, kaybettiklerimizi anarken bir söz daha vermek gerekiyor:Unutmayacağız.
Ancak unutmamak, yalnızca acıyı taşımak değildir.
Unutmamak; kalanların yaşamını onarmak, ailelerin yeniden nefes alacağı güvenli barınmayı, çocukların tekrar tutunacağı rutinleri, herkesin erişebileceği sürdürülebilir psikososyal desteği talep etmektir.
Unutmamak; doğal bir afetin faciaya dönüşmesine yol açanların, yasalar önünde hesap vermesini sağlamaktır.
Deprem, Türkiye’nin ortak yarası.
Ama dayanışma da ortak imkânımız.
Kaybettiklerimize rahmetle… Kalanlara güçle…