Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay 29 °C
Parçalı Bulutlu

Çocukluk: Masumiyetin Kaybolan Yansımaları | Raziye Gökbudak

Çocukluk: Masumiyetin Kaybolan Yansımaları | Raziye Gökbudak

 “Çocukluk, masumiyetin en berrak aynasıdır; büyüdükçe aynayı kaybeder, yansımaları özleriz.”

İnsan yaş aldıkça, çocukluğunu daha çok özlüyor. O günlerde bize sıradan gelen şeylerin aslında ne kadar kıymetli olduğunu, yıllar geçtikçe daha iyi anlıyoruz. Evimizin önünden çıkan “yağlı çamur”la yaptığımız hayvan figürleri, kaplar, kocaman kalpler… Çocuk aklımızla yeni bir icat yapıyormuş gibi heyecanlanırdık. İp atlardık; geçtiğimiz her engel sanki büyük bir zaferdi. Can oyunu oynardık; tuttuğumuz her “can” adeta bize yeniden yaşam sevinci verirdi.

Oysa okulun kapısından içeri daha ilkokulda adım atarken “Bitmez bu beş sene, bir mezun olsam,” derdim. Sonra ilkokul bitti, ortaokul bitti, lise bitti… Ama ailevi nedenlerden üniversiteye gidemeden “hayat okuluna” devroldum. Evlilik, çocuk, iş derken yaş oldu 47. Şimdi dönüp bakıyorum da, karpuz kabuğundan ip bağlayarak yaptığımız kaplumbağa ne güzeldi. Annemin kapı önünde yoğurt, ekmek ve kırmızı toz biberle hazırladığı sade ama enfes yiyecekler; ekmeğe sürüp yediğimiz salçalı ekmekler…

Şimdi her şey bol, ama aynı tat yok.

Bir çocuk ne kadar da masum aslında… Misafirlikte yeni doğmuş bir bebeği görünce anneme tutturmuştum, “Ben de kardeş istiyorum” diye. Bana “Git yağmurda, yol kenarında akan suda leğen tut; içine çocuk gelir, kardeşin olur” demişlerdi. Eve koşarak gidip kırmızı leğenimi almış, yağmurun altında sırılsıklam olana kadar beklemiştim. Misafirlikten dönen annem, beni görünce şaşırmış: “Neden bu haldeyim, bu leğen de ne?” diye sorduğunda, “Kardeş bekliyorum,” deyişim hâlâ kulaklarımda. Evin kadınlarının kahkahaları ise belleğimde canlı.

Ne kadar safmışız… Ne kadar tertemiz bir zihniyetimiz varmış… Söylenene inanır, hiç sorgulamadan uygularmışız. Ama işte çocukluk, elimizden sabun gibi kayıp giden bir dönem. Gittiğinde değerini anladığımız, bir daha geri gelmeyen bir hazine.

Bugün psikoloji bize gösteriyor ki çocukluk anıları, bireyin karakterini ve hayata bakış açısını şekillendiren en güçlü miraslardır. Sosyolojik açıdan baktığımızda ise o dönemdeki oyunlar, mahalle kültürü, dayanışma ve paylaşım duygusu; bugünün bireyci dünyasında yerini kaybetmiş durumda. Bizim için sıradan olan salçalı ekmek bile, aslında “az ile yetinmenin ve mutluluğu küçük şeylerde bulmanın” en güzel dersiydi.

Ama yine de içimde bir yerde o masum çocuk hâlâ duruyor. Bazen gözlerimi kapatıyorum; bana bakıp boncuk gözleriyle, elma yanaklarıyla gülümsüyor. Ve o gülüş, bana hatırlatıyor: Ne kadar büyürsek büyüyelim, içimizdeki çocuğu yaşatabildiğimiz sürece hayata masumiyet katabiliriz.

Hayat Dersi

Çocukluğumuz bize şunu öğretiyor: Mutluluk, imkânların çokluğunda değil; sadeliğin içinde gizli. Yoğurtlu ekmekte, ip atlamada, yağmurda bir leğenle kardeş beklemede… Bugün hayatın yükleri altında nefes almakta zorlanırken bile, içimizdeki çocuğa kulak verirsek yeniden gülümsemeyi öğrenebiliriz. Çünkü gerçek mutluluk, hiç kirlenmemiş bir kalbin hatıralarında saklıdır.

Senin içindeki çocuk sana ne söylüyor, hiç dinledin mi?

Raziye Gökbudak

 

 

Administrator
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir Websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Yazı Atölyesi kültür sanatın, hayatın pek çok alanını kapsayan nitelikli edebiyat içerikli haber sunar. Bu nedenle başka kaynaklardan alınan, toplanan, bir araya getirilen bilgileri ve içerikleri kaynak belirtilmeksizin yayına sunmaz. Türkçenin saygınlığını korumak amacıyla ayrıca Türk Dil Kurumu Sözlüğünde önerilen yazım kuralları doğrultusunda, yayınladığı yazılarda özellikle yazım ve imla kurallarına önem verilmektedir. Yazı Atölyesi, üyeleri ve kullanıcılarıyla birlikte interaktif bir ortamda haticepekoz@hotmail.com + yaziatolyesi2015@gmail.com mail üzerinden iletişim içinde olan, bu amaç doğrultusunda belirli yayın ilkesini benimsemiş, sosyal, bağımsız, edebiyat ağırlıklı bir dijital içerik platformudur. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz. http://yaziatolyesi.com/ Editör: Hatice Elveren Peköz Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/   Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782 -------*****-------
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.