Günün Hikayesi | Simyacının Rüyası | Ahmet İzan
Simyacının Rüyası (maddenin devrimi) (1) ey yürek topla kendini…
O ki ateş su topraktır aynı anda.
Günlerin çizgilerini ve cinnetini çökert, onları birbirlerine ekleme lütfen. Görüyor musun, ölü taklidi yapıyor karanlığın köşeleri.
Ben ateşten olma ve sudan doğma toprak değilim diye, bu simyası mayalanmamış dışın içinde ne varsa, yeniden silinip karıştırılmalı artık. Hiç anlayamayacağım nasıl olsa, bu gökyüzü sertliğinin çıkardığı doluluğun içerisindeki düşün alabora olmuş tantanalarını.
Sezdim artık uzaklığın aynasını. Ayrılık dedikleri içeriye konmuş dışarısıdır dedim ve diyeceğim her dem haykırarak. Tüm susuşlar çatırdayarak geçip gittiler işte. Oysa ışığı yavaşlatan, eğen, büken ve ezen, o rüyayı görenin rahatsızlığı değil midir bu? Bütün simyanın tökezlemesi bu olsa gerek. Lakin yetmiyor bu, yani bütün uyuşukluğun dışavurum gezginliği yetmiyor. Güzeli iyi zannedenlerin tüm oyunları buradalar, oysa iyinin gözleri, el açmaz diyor ve çekiliyor tüm sürdüklerinden.
Umuda baktığım bütün tınılar çok derinlere vardılar artık. İşte dağların en üşüyen yerine konmuşluğun buz kırıkları, ne kadar da kesici ve bitişikler artık. Dengenin sezgisel olanı her sabah ellerini uzattığında tüm yorgunluğumu uyutsa da, uzun zamandır başımla yatamamış bir insan olarak baş başa kaldığımı biliyorum.
Bu rüyanın böyle kolayca kâbusa gitmemesini isterdim, fakat yok, yok işte. Uyan artık, etin ve kemiğin uzaklığını düşür bana. Gözlerini öyle bitirme boşluğun sonsuzluğunda. Sezgileri indirme artık aşksızlığın içine. Sen biliyorsun tüm bunları, bazıları yanlış anladı işte. Rüyanı kes demiştin aslında uzun zaman önce, uyan artık demiştin. Bazıları yanlış yerinden tuttu o sızıları ve kan belirdi tüm dokunmalarda.
O çiçeklerin kokularını, onların ruhları olduğunu hiç anlamadılar. Sıçrayışları hep yatağımda buluyor ve ucunu kavrayamıyorum artık bu rüyanın kımıltısını. Kalkman gerek şimdi o sonsuz diriliğe. Uyuyarak dağıtamazsın bir şeyleri. Belki de haber alma kaynağın rüyalarındır, seziyorum biraz bunu. Benim ölmeyeceğimi, hatta doğmadığımı da biliyorum.
Yeni öğrendim henüz diğer hayatımın mirasçısı olduğumu. Sırf mutlu olsun diye, çalıştığım diğer sayfamı okumaya hiç niyetim yok inan bana. Benim demek istediğim, bu yaraların artık düğüm oluşudur. Ve bilirim, düğümler ağaçlarda ki sürgünlerin en kuvvetli dostudur.
Beni yaralarımla dost et. Varlığını sıfırlar ve yeniden uyuyabilirsin, buna hiçbir sözüm yok. Lakin bizim acılarımızın düğümleriyle kendinden geçme lütfen, bizleri ayır o ağacın kollarından.
Bazen en yakın olmak için en uzağa bakmak gerektiğini biliyorum. Belki haber alma durumundan vazgeçersin, onlar ise rol yapmayı bırakır, gerçek rollerimizle döneriz belki. Her sabah uyandığımda su aydınlığındayım. Hem kıyısına alışamamış bir taşın gezginliği ona ait değildir.
Ben ıslanmaya değil, suyun komşularına ne olduğunu sormaya geldim. Akıt beni…
Ahmet Izan