Yaz Kızım; Seni Seviyorum! | Coşkun Durusu
“Seni seviyorum” demek…
iki kelimelik bir cümle gibi görünür ama insanın içinde yıllar biriktirir.
Bazen bir bakışın susuşunda başlar bu cümle.
Bazen söylemeye cesaret edilemeyen bir kalp çarpıntısında…
Bazen de geç kalınmış bir pişmanlığın tam ortasında çıkar insanın ağzından.
“Seni seviyorum” dediğinde insan, aslında sadece bir kişiyi değil;
onunla yaşadığı bütün ihtimalleri de kabul eder.
Bir gülüşe sığan mutluluğu,
bir kırgınlığa sığmayan sessizliği,
bir vedanın içinde büyüyen boşluğu…
Ve en derin hâliyle şudur:
Sevmek, birini elde tutmak değil;
onun varlığıyla değişmeyi göze almaktır.
Bu yüzden bazı “seni seviyorum”lar fısıltı olur,
bazıları bir ömür susar,
bazıları ise çok geç söylenir.
Ama hepsi aynı yerden doğar:
kalbin en savunmasız yerinden…
Ve insan en çok orada kendidir.
Kaybolan Kişi Değil, İçimdeki İhtimal
İnsan birini kaybettiğini sandığında, aslında en büyük yanılgısı şudur:
gidenin “kişi” olduğunu düşünür.
Oysa bazı insanlar, bir bedenden çok daha fazlasıdır.
Bir ihtimaldirler.
Geldiğinde insana şunu hissettirirler;
“Ben de böyle biri olabilirmişim.”
“Ben de sevilebilir, anlaşılabilir, tamamlanabilir bir hâle gelebilirmişim.”
Ve insan, fark etmeden o ihtimali yaşamaya başlar.
Sadece karşısındakini değil,
kendini de yeniden kurar.
Bakışlar değişir.
Cümleler yumuşar.
Gelecek daha mümkün görünür.
İçeride uzun zamandır kapalı duran bir kapı aralanır.
Ama sonra bir şey olur…
ve o ihtimal geri çekilir.
İşte en zor an, o andır.
Çünkü giden sadece bir insan değildir;
insanın kendine dair kurduğu yeni versiyon da onunla birlikte uzaklaşır.
Asıl acı, bir “sen”in yokluğu değildir.
Asıl sarsıntı, o “sen” sayesinde mümkün görünen “ben”in artık ulaşılamaz hâle gelmesidir.
İnsan o yüzden uzun süre birini özlediğini sanır.
Ama aslında özlediği,
o kişinin yanında kendisinde gördüğü hâlidir.
Daha cesur bir “ben”,
daha sakin bir “ben”,
daha sevilebilir bir “ben”…
Ve kayıp, tam da burada derinleşir;
Kişi gider,
ama ihtimal yarım kalır.
Zaman geçer.
İnsan bunu da öğrenir:
Bazı ihtimaller insanlarla birlikte doğmaz,
onların içinde açılır ve yine onların içinde kapanır.
Ve geriye şu cümle kalır;
Asıl kaybedilen kişi değil…
o kişiye bakarken kendinde gördüğün ihtimaldir.
Kadının Mevsimleri
İlkbahar kadınıdır bazen…
Bir tomurcuğun sabrı gibi yeşerir içten,
Her sabah yeniden doğar aynalara.
Kirpiklerinden süzülen umutla
Toprağı kabartan bir gülüş taşır sesinde.
Severken telaşlıdır, ama içtendir;
Çünkü her yeni aşkta bir dünya kurar
Narin bir karahindiba gibi.
Yaz kadınıdır bazen…
Teninde güneşin gölgesi,
Gözlerinde yakıcı bir mavilik saklıdır.
Ne isterse cesurca söyler,
Rüzgârla kavga etmez;
Onu da saçıyla dans ettirir.
Aşkı yakar, dokunuşu tutuşturur.
Gülüşüyle şehirleri sarar,
Yalnızlığın alnına serin bir öpücük kondurur.
Sonbahar kadınıdır bazen…
Bir vedaya yürürken bile zariftir.
Dökülen yapraklar gibi sükûnetlidir susuşu.
Anlatmaz çoğu zaman,
Ama her bakışı, bin şiirin susmuş hâlidir.
Gönlünde sararmış mektuplar taşır,
Sesinde kırgın bir şarkı,
Ama hâlâ sevecek kadar güçlüdür.
Kış kadınıdır bazen…
Sessizdir, ama yıkıcı değil.
Kar gibi iner yüreklere,
Örter acıları, hatıraları,
Beyaz bir sabır gibi.
Soğuğu bile sıcak kılar içten bir dokunuşla.
Kimseye muhtaç değildir;
Çünkü içindeki sobaları yakmayı çoktan öğrenmiştir.
Ve bazen…
Dört mevsimi bir bedende taşır kadın.
Ne tam ilkbahardır, ne yalnızca kış.
Bir gün umutla çiçek açar,
Ertesi gün karla örter kendini.
Ama hep yaşatır.
Ve hep yaşar.
Ve hep… kadındır.